16 Kasım 2017 Perşembe

Blogumuza Sahip Çıkalım!

Selamlar, bugün bir vesileyle uzun zamandır ayrı kaldığım bloguma girdim. Ta 2010 senesine kadar gittim, eski yazdıklarımı okudum. İşin aslı çok da beğendim :) İnsan ne yazdığını unutuyor bunca yıl geçince. En çok da neyi beğendim biliyor musunuz içimden geldiği gibi yazıvermişim, ona bayıldım! Buraya yazmadığım süreçte çok yerlere yazdım dergiler, web sayfaları, kitap bölümleri... Hatta yakında inşallah kendi kitabım da çıkacak :) ama işte diyorum ya hep bir kontrol mekanizması, bir 'aman ne derler?' düşüncesi.( Aç parantez. Bu cümleyi Master tezimi yazarken görüştüğüm Rasim Özdenören sarfetmişti... Bu sözsüz baskından kurtulmak için Mavera dergisini çıkarmaya karar verdiklerini söylemişti... Kapa parantez).

İşte bu anlamda bloglar özgür ortam. Diğer yazılarımda genelde konu belli, kazanım belli, hedef kitle belli, kontrol mekanizması her daim fazlasıyla mevcut... Kurallar kurallar, sıkıldım valla. Hele iki gündür bir akademik makale ile boğuşuyorum, şu APA sistemi canımı okudu, pilimi bitirdi, omuzumda kuluç yaptı, tutuldum kaldım...

En iyisi buraya yazmak yaw. Soranı yok edeni yok. İsteyen okur, istemeyen zaten okumaz.

Bence bloglara ve blogerlara sahip çıkalım. Arada espri yaptığıma bakmayın gayet ciddiyim.

23 Aralık 2016 Cuma

Çocuklarınızla AVM'nin Önünden Bile Geçmeyin!

Özellikle çoluk-çocuklu ailelerin kışın alışveriş tercihi AVM’lerden yana oluyor. Çocukları soğuktan korumak, rahatça bebek arabasını sürmek amacımız. Aman dikkat kaş yapayım derken göz çıkarmayalım! Ben derim ki bir 15 gün daha erteleyin alışverişlerinizi. Hele bir yılbaşı çılgınlığı sona ersin…

Hristiyan dünyası şuan hummalı bir koşuşturma içinde. Noel hazırlıklarından bahsediyorum. Türkiye’de çoğu çağdaş(!) vatandaşlarımızın sandığından öte, sadece ‘yeni bir yıl’ın başlangıcı değil kutlanan. Hristiyanlığın en önemli bayramıdır, noel. Hatta kullanılan renkler, çam ağacı, noel baba gibi ögeler incelenirse hristiyanlık öncesine kadar uzanır bunların kökenleri.

“Ağaç yaşken eğilir” atasözümüzü kendilerine düstur edinen batılılar, bizim laikler gibi yapmaz. Çocuklarına din sevgisini aşılar erkenden. Bunu tombul yanaklı, hediyeler dağıtan noel baba ile yaparlar, her yeri gözalıcı ışıklarla donatarak yaparlar, çam ağacının altına hediyeler dizerek yaparlar, çorapların içine şeker doldurarak yaparlar. Yetişkinlerin bile etkilendiği bu ortamlar çocuklar üzerinde nelere sebep olur acaba?

Çünkü bilirler ki çocuklar dille söyleneni değil, gördüğünü öğrenir. Yine bilirler ki ‘din’ duyguya hitap eder, gönle hitap eder. O nedenle çocuğa cazip, sevimli göstermek gerekir dini. Tonton bir noel dede iyi bir malzemedir, uçan ren geyikleri hem hayal gücüne hitap etmekte hem gönüllere yerleşmektedir. Böyle böyle dinini yani hristiyanlığı sever, benimser minik yürekler.

Onları kınamam bu yaptıkları için. Bilakis tebrik ederim. Dinlerini evlatlarına sevdirmek içindir bu çabaları. Başarılı oldukları da bir gerçek. Peki bizim hissemize düşen ne burada? Hep demiyor muyuz “Batının iyi yanlarını örnek alalım.” diye. İşte bunu örnek alabiliriz. Kandillerimizi, bayramlarımızı hatta cuma günlerini çocuklara sevdirmek adına bu yöntemleri kendimize uyarlayabiliriz.

Ama nasıl bir şeyse yüzde 90’ının Müslüman olduğunu iddia ettiğimiz ülkemizde özellikle dev AVM’ler yılbaşı/noel hazırlıkları yaparken kendilerini kaybediyorlar! En çok harcamayı bu dönem yaptıkları aşikar! Bunu görmek için AVM’ye gitmeye gerek yok. Araba ile önünden geçmeniz dahi yeterli. Koca binayı baştan aşağıya ışıklarla donatıp, en ulu çam ağacını AVM’nin önüne dikiyorlar. Hele ki içerisini ne siz sorun ne ben söyleyeyim…

Bu nedenle özellikle anne babaları uyarıyoruz; yılbaşı çılgınlığı sona erene kadar sakın çocuklarınızı AVM’ye veya bu tür çarşılara götürmeyin! Hatta önünden dahi geçmeyin! Neden mi? Yukarıda belirttiğimiz gibi, o janjanlı, rengarek, albenili, şirin süslemeler biz yetişkinleri bile cezb ediyor. Çünkü hepsi profesyonel tasarımcılar tarafından hazırlanıyor. Çocuklar ne kadar etkilenmeden kalabilir? Biz biliyoruz ki çocuklarımızın bilinçaltı, kişilik özellikleri, hayata karşı duruşları meydana geliyor, amman dikkat!

Okullarda da illaki yılbaşı kutlaması, hediyeleşmesi oluyor. Bu konuda da velilerin tepki göstermesi gerektiğini düşünüyorum… Bu konu uzar gider. Demek istediğim anlaşıldı umarım. Selamlar…

NOT: Bu yazıda özellikle fotoğraf kullanmadım, bir de ben reklamlarını yapmak istemem hristiyan örf ve adetlerinin.

Etiketler: Yılbaşı değil noel , yeni yıl değil noel , Müslüman noel kutlamaz , çocuklarınızı noelden koruyun , çocuklar için din eğitimi

13 Nisan 2016 Çarşamba

SSVD’den daha da önemli bir şey var!


SSVD’den daha da önemli bir şey var o da : ilk doğumun normal yapılması. Zaten bu sağlanırsa SSVD muhabbetine gerek kalmıyor. Bunun için de ilk bebeğini bekleyen anne adaylarının çok bilinçli olması ve doktor/ hastane seçiminde dikkatli olması gerekiyor.

Öncelikle pek çok kadının ölüm riskini gerçekten taşıyan, çok geçerli mazaretler olmaksızın sezaryen yapıldığına inanıyorum. Kim ne derse desin, bunda da doktorun yönlendirmesi çok önemli. Sonuçta uzman olan doktor, sana bilgi verecek, seni yönlendirecek olan doktor. Ve sen doğum arefesinde belki artık hastanede yatışın yapılmış olarak yatakta en aciz anlarından birini yaşıyorsun… Doktorun ağzının içine bakıyorsun.

Misal ben, ilk hamileliğimde kendimce kitaplardan, internetten çok okumuştum ama nasıl bir cahillik bilemiyorum 40+6’da “Çok geçikti bu bebek, artık müdahale gerek.” Lafını ciddiye alıp kuzu gibi hastaneye gittim hiç doğum belirtisi olmaksızın. Şimdi geriye baktığımda ‘biraz daha bekleseymişim’ diyorum. Nasip tabi.

Anne adayları bebekleri için temel ihtiyaçları için hazırlık yapıyor elbette kıyafet, beşik, bez vb. Ama abartılıp lüks harcamalar da çok yapılıyor; bebek şekeri, kapı süsü, şerbet bardağı, bezden pastası, magneti, isme özel yastığı, loğusa tacı terliği, özel fotoğrafçısı, beybi şovırı derken… Bu ayrı bir yazı konusu burada belirtmek istediğim bunların seçimi, hazırlığı için anne adayları vakitlerini ve enerjilerini harcıyorlar. Ama bunlardan çok çok önemli bir şey var ki bebeğini Allah’ın sana vermiş olduğu şekilde, doğal yöntemlerle kucağına almak! Böyle lüks şeylere harcanacak enerjiyi, doğal doğum konusunda bilinçlenmeye harcasa annelerimiz ne güzel olur değil mi? Misal olarak başta görselini eklediğim kitabı tüm hamileler okumalıdır:HypnoBirthing Mongan Yönetemi. İnternette Pozitif Doğum hikayeleri var, onları okuyarak olumlu manada kendilerini hazırlamalıdır vb.

Bu düzen böyle gitmeyecek, buna inanıyorum. Ama ne zaman ülkemizde hamilelik ve doğumla ilgili süreç en az müdahale ile gerçekleşir duruma gelir bilemiyorum. Bunun için anne adayları araştırmalı, talep etmeli! Şu an özel hastaneler uyanmaya başladı, işin ucunda para var ve talep de var; DOĞAL doğum akımı ve SSVD şuan özel hastanelerin gündeminde. Darısı DEVLET HASTANELERİNE!!! Sare Davutoğlu’nun da SSVD yaptırdığından hareketle hükümet politikası olarak tıp fakültelerinde verilen eğitime ve devlet hastanelerine el atılması gerektiğine inanıyor ve bir an önce harekete geçilmesini bekliyorum.

Son söz olarak EĞİTİM ŞART diyorum.

Anne adayları kendinizi ve bebeğinizi gerçekten önemsiyorsanız kapı süsünü, tüllü magnetleri bırakın da doğal doğum yapmanın peşine düşün!

Şu yazı da ilginizi çekebilir. Okumak İçin TIKlayın!
Niçin SSVD Yapmak İstiyorum:

sezaryenden sonra normal doğum , sezaryenden sonra normal doğum olur mu , sezeryenden sonra normal doğum , hep sezaryen mi , doğam doğum, sezaryenin zararları , sezaryen olmak istemiyorum , doğuma hazırlık , bebek hazırlığı

4 Nisan 2016 Pazartesi

Niçin SSVD Yapmak İstiyorum?


İlk olarak kavramımızı açıklayalım çünkü “SSVD ne demek?” Diye soranlar olacak elbette. Sezaryen Sonrası Vajinal Doğum demek. Ne yazık ki ülkemizde çok az bilinmekte ve çok az kabul görmekte… İşte bu yazının asıl yazılış amacı da bu! Ne kadar çok SSVD’den bahsedersek; internette, sosyal medyada, yazılı-görsel medyada, arkadaş sohbetlerinde, watsup gruplarında SSVD hakkında konuşursak, zamanla pek çok kişi bunu öğrenecek. Belki başta “Ne saçma şey, olur mu hiç sezaryenden sonra normal doğum?” diyerek reddedecekler, ama zamanla bunun gayet makul ve uygulanabilir olduğunu anlayacaklar.

İkinci hamileliğimde konuştuğum çoğu insan ilk kez duyuyordu, sezaryen sonrası normal doğumun mümkün olabileceğini. Kimileri şaşırıyordu SSVD isteğime. Anlayamıyorlardı bu isteğimi, hala da tam olarak anlayacaklarını sanmıyorum. Nasıl anlatılır… Bilemiyorum. Aslında bu yazıyı biraz da bu yüzden yazdım. Kendim de anlamak için.

A- Öncelikle Allah’ın kainatı muazzam bir düzen ve mükemmellikte yarattığına inanıyorum. Şimdi burada sonsuz örnekler vermeye gerek yok, hepimiz her an şahit olabiliriz muhteşem ahenge. Kainat kimin için yaratıldı? Cevap: insan için. Eşrefi Mahlukat yani en şerefli yaratık kim? Cevap: İnsan.

Şimdi buradan hareketle bir ve iki diyelim:

1- Öyleyse insanın devamlılığını sürdürmesi gerekiyor. Çünkü evrende başrol oyuncusu; İNSAN. Dünya, uzay, hatta cennet cehennem dahi insan için var çünkü. İnsanoğlunun devamı için doğumun olması gerekiyor. Bütün havyalar dış müdahaleye gerek duyulmaksızın doğum yaparken, insan bunu neden yapamasın? Tamam insan ve hayvan farklı, en basitinden hayvan doğunca kıyafet giymez, insan giyer. Ama yine de insanın DOĞURABİLİR kabiliyette olması gerekiyor evrendeki düzene göre.

2- Yaklaşık 40 hafta, 280 gün süren hamilelik boyunca kadınlar günlük yaşamlarına devam ediyorlar. Tamam bazı hareketleri kısıtlanıyor belki, yeme içmelerine de özen gösteriyorlar ama bu çabaların hiç biri, sıfırdan bir insanın vücut bulmasına yetecek şeyler değil. Anne yoğurt yiyor, kalsiyum hoop bebek için gerekli yere gidiyor, anne köfte yiyor protein hoop ilgili yere gidiyor. Ay ay hatta hafta hafta takip ediyoruz bebeğin karnımızdaki gelişimini, çok şükür bir sıkıntı yoksa zaten tıkır tıkır işliyor süreç… Yok bu hafta göz kapakları yaratıldı, yok bu hafta böbrekler çalışmaya başladı, aa artık bebeğiniz sesleri duyabiliyor derken derken haftalar ilerliyor. Madem böyle yolunda bir ilerleyiş var, son anda sorun çıkması neden, doğum yapamamak neden?


B- Hem “eskiden sezaryen mi varmış?” Şuan da sezaryenzede olan bütün arkadaşlarım ve ben normal doğum ile dünyaya gelmişiz. 1980ler kuşağı diyelim kısaca. Bizim anne ve babalarımız da normal şekilde dünyaya gelmiş. Bize gelince nolmuş???

1- Şimdi şöyle itirazlar gelecek, ama eskiler sağlıklı besleniyordu, tarlada tapanda çalışıyordu, bizim vücudun dengesi bozuldu hormonlu yemekten, hareketsiz hayattan vb. Bir yere kadar tamam, kabul edilebilir gerekçeler ama hep mi Türkiye’deki kadınların sistemi bozuldu? Başka ülkelerde yani hem batıda hem doğuda hala kadınlar çatır çatır doğum yapıyor! Hep mi bize gelmiş hormonlu meyvalar??

2- Bir diğer muhtemel itiraz da şu: Eskiden bebek ve anne ölümleri çok oluyormuş. Tamam bu da bir yere kadar kabul edilebilir. Ama şu anki sezaryen oranına bakarsak, tarihin hiçbir zamanında bu kadar büyük sayıda anne-bebek ölümleri gerçekleşmemiştir sanırım! Çevremde bir iki istisna hariç arkadaş ve akrabalarım özel hastanede sezaryen olduk. Bu hesaba göre bizim veya bebeklerimizin ölmesi veya kalıcı hasar oluşması gerekiyordu ki bu benim çevremde yüzde 80 gibi bir oran…

Kısacası:

Allah’ın kadını DOĞUM YAPABİLİR olarak yarattığını, bu fıtrata müdahale edilmemesi gerektiğini düşünüyorum.

Allah’ın verdiği bu doğal hakkımı kullanmak istiyorum.

Her anımızın kimyasal/ fabrikasyon/ sentetik vb. ile kuşatıldığı bu kapitalist dünyada bebeğimin dünyaya ilk adım atışının olabildiğince DOĞAL olmasını istiyorum.

Yaşamımı mümkün mertebe sağlıklı geçiren bir insan olarak, durduk yere kesilip biçilmek, ameliyathane ortamını teneffüs etmek istemiyorum.

İlk doğumumu bir şekilde sezaryen yaptığım/ yaptırıldığım için sonraki bebeklerde buna mecbur edilmeyi reddediyorum.

Belki burada yazamadığım başka nedenler de var…

SSVD bir lüks değildir, şımarıkça bir istek hiç değildir. Her sezaryen olmuş annenin hakkıdır!

Benden bu kadar şimdilik. Ama SSVD hakkında yazacaklarım var daha…

SSVD'ye destek için İMZA KAMPANYASINA KATILIN! TIK TIK

SSVD nedir? Niçin SSVD? Sezaryen sonrası normal doğum yapılır mı? Sezaryen sonrası hep mi sezaryen olmak zorunda? sezaryenden sonra normal doğum , sezaryenden sonra normal doğum olur mu , sezeryenden sonra normal doğum , hep sezaryen mi , doğam doğum, sezaryenin zararları , sezaryen olmak istemiyorum , doğuma hazırlık , bebek hazırlığı

1 Mart 2016 Salı

Kitaplarıma; Varlığın Yakıyor Yokluğun Yok Ediyor!


Taşındık! Böyle bir kelimeyle ne güzel söyleniyor değil mi? Gel sen ne çektiğimi bir de bana sor! Taşınmadan uzun süre önce kitapları kolilemeye başladık, nereye elimizi atsak kitap çıkıyor... Kitaplıktan, vitrinden, yatağın altından, balkondan. Baktık bu kitaplara koli yetmeyecek önden baya bir koliyi götürüp kitapları yeni eve boşalttık, kolileri tekrar kullandık. Tabi eşim sürekli söyleniyor 'Atalım bunları, eleyelim! Her taşındığımızda sayıları giderek artıyor vb.' Ben ise kitaplarla sıkı gönül ilişkisi kuranlardanım. Okuduğum kitapları asla elden çıkaramam, orada var olduğunu bildiğin eski bir arkadaş gibi beklerler kenarda, görünce mutlu olurum. Tabi bir de henüz okumadıklarım vardır, onları da hep bir gün okuyacağımı düşünürüm.

Bir de tek suçlu ben değilim, eşim de kendi çapında okumaya meraklı. Onun ilgi alanıyla benimki farklı olduğu için ortak kitaplara pek takılmayız, bu nedenle de kitap sayısı biraz daha artıyor tabi. Bir de bizim oğlan var. 5 Yaşına girecek. Onun dinazorlu, okyanuslu, korsanlı hikaye, etkinlik, boyama kitapları da eklenince... Taşınırken gözümü kararttım bir an oğlanın hepsini boyadığı bir boyama kitabını geridönüşüme koydum. Çocukta 6.his mi vardır nedir, onca kargaşada fark etti! "Anne kitabım nerede, ben ona bakacaktım, atmadın değil mi?" tövbee, bozuntuya vermeden çıkardım verdim. Yine bir şey atmayı başaramadım!

Yeni eve taşındık bitmedi kitap krizimiz. yerleştir yerleştir bitmiyor! Artık bazıları kolide kaldı, öyle bekliyorlar... Evlenirken alınan meşhur salon takımını almamıştım hani konsollu falan olan. Sadece bir adet vitrin almıştım onu da kitaplık yapmak niyetiyle. En başta niyetim kitaplık olduğundan cam olan raflarının yerine bir de tahta raf yaptırmıştım. İlk evlenince "Aaa yeni gelin evi, vitrin olarak kullan biraz..." yönlendirmeleri ile vitrin vazifesi gördü. Zamanla bir raf iki raf derken yarı yarıya kitap doldu. Şimdi ise komple kitaplık yaptım gitti. Tabi kolide hala bekleyen kitaplar var.

Asıl diyeceğime gelemedim bir türlü. Yeni kitap alacağım bir aydır ama gündemimiz bu minval üzere olduğu için eşime diyemedim bir türlü cesaret edip. Dışarı da çıkamıyorum ki kendim alayım. Tabi bu arada biz Hacamat, Derin Tarih, CF, Gerçek Hayat, Bilim Teknik, Bilim Çocuk, Meraklı Minik, CafCaf aldık yeni eve taşındıktan beri. Çoluk çocuğun rızkını dergiye yatırıyoruz sanırım... Neyse sonunda açtım siteyi verdim siparişleri, eşime "Hadi ödemeyi yap, kitap alıyorum." dedim. "Evde bir sürü var, onları oku." dedi. 'He he' dedim. Fazla tepki vermedi beni kararlı görünce :) Neyse asıl mesele bu da değil. Amma uzattım ya... Ben böyle mutluyum kendime üç tane kitap sipariş ettim diye, sonra oğlana dedim ki o da mutlu olsun diye "Senin için de bir tane kitap aldım oğlum. (Küçük Kara Balık)". Sonra bir an jetonum düştü, en ben OYUN TAKVİMİni kimin için aldım? Oğlan için. E doğumla ilgili kitabı kimin için aldım, karnımdaki oğlum için... E ben kendime hiç birşey almamışım ki! Bir an karışık duygular hissettim. Öncelikle ben artık iyice ANNE OLMUŞUM dedim.

Aslına bakarsanız bunların hepsini ben kendim için aldım! Bir ben vardır bende benden içeru tarzı bir şey. Demek ki annelik tasavvufî pencereler de açıyor :). İşin kötüsü kitapları 'ben' aldı oluyorum! Bir sorun ama niye alıyorum, kime alıyorum...


9 Kasım 2015 Pazartesi

DİNÎ İÇERİKLİ ÇOCUK ŞARKI SÖZLERİ ÜZERİNE BİR İNCELEME


Yaklaşık bir sene önce blogumda çocuk şarkısı hakkındaki değerlendirmemi yazmıştım. Yazının ilk düşünce hali bir nevi özeti Yazı burada

Daha sonraları bunun sadece blog yazısı olarak kalmaması, bilimsel verilerden da faydalanarak akademik manada ifade edilmesi gerektiğini düşündüm. Ve karşınıza bu sempozyum tebliği çıktı.

Bu makaleyi II. ULUSLARARASI ÇOCUK VE GENÇLİK EDEBİYATI SEMPOZYUMU'nda (23-24 Ekim İstanbul) sundum. Şimdi de din eğitimi ile alakalı eğiticiler ve ebeveynler okusun diye bloguma ekliyorum.

DİNÎ İÇERİKLİ ÇOCUK ŞARKI SÖZLERİ ÜZERİNE BİR İNCELEME

ÖZET


Çocuk şarkıları, çocuk eğitimi için son derece önemlidir. Sözel olarak verilmek istenen bilgilerin, melodili ve kafiyeli bir şekilde verilmesi çocuklar tarafından mutlulukla kabul edilmekte ve daha kalıcı olmaktadır. Bu nedenle din eğitiminde de şarkılardan istifade edilmek istenmekte; bu amaçla çocuk şarkıları hazırlanmaktadır. Son yıllarda ülkemizde dinî eğitimde mevcut olan yaş sınırının kalkmasından dolayı, çocuklara yönelik din eğitimi faaliyetlerinde gözle görülür bir artış olmuştur. Bu artış, din eğitiminde kullanılacak materyal arayışına sebep olmuştur. Bundan dolayı çocuklara yönelik dinî içerikli şarkı albümlerinde de artış olmuştur. Eğitimciler ve veliler tarafından çocuklara dinletilen/ öğretilen bu şarkılar acaba gerçekten çocuklara yönelik midir? Bu çalışmada bazı çocuk şarkılarının sözleri ele alınacaktır. Şarkı sözleri çocuk edebiyatı bağlamında incelenecektir.

Ele alınan şarkıların çocuk merkezli değil, yetişkin merkezli olarak hazırlandığı görülmüştür. Şarkıların sözleri incelendiğinde çocukların gelişim özelliklerine uygun olmadığı tespit edilmiştir. Bu eserlerle sağlıklı bir din eğitimin verilmesi mümkün görülmemektedir. Bu çalışma ile son derece hassas olmakla beraber ihmal edilen bu konuya dikkat çekmek ve farkındalık oluşturmak amaçlanmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Çocuk şarkısı, çocuk edebiyatı, din eğitimi, pedagoji



Giriş

Çocuk şarkıları, çocuk eğitimi için son derece önemlidir. Çocuklara öğretilmek istenen bilgilerin, melodili ve kafiyeli bir şekilde verilmesi oldukça başarılı bir yöntemdir. Çocuklara özellikle de okulöncesi dönemindekilere, klasik öğretim usulü olarak adlandırılan anlatım(takrir) yöntemi pek hitap etmemektedir. Çünkü okulöncesi çocuğu için en önemli şey, oyun oynamaktır. Çocuklar oyunu, ciddi bir iş olarak görürler, oyun olsun diye oynamazlar. Oyun ile hem beden hem ruh olarak kendilerini ifade eder. (Bilgin, 2004: 147) Eğer bir bilgi oyunun içinde çocuğa verilebiliyorsa, üst düzey bir başarı elde edilmiş olur. Çocuk oyun oynarken farkına varmadan öğrenir böylece maksat hasıl olur. İşte çocuk şarkıları tam burada önemli bir rol oynamaktadır. Çünkü neşeli, hareketli bir şarkıyı söylemek çocuklar için bir nevi oyundur.

Hayatın 2- 12 yaş arasındaki dönemi çocukluk olarak adlandırılır. Araştırmacılar çocukluk dönemini çeşitli bölümlere ayırırlar. Çocukların gelişim aşamalarıyla ilgili farklı yaşlar belirtilmektedir. Çalışmamızda da başvurduğumuz farklı kaynaklarda farklı yaşların zikredildiği görülmektedir. Bunun temel nedeni, çocuklardaki gelişimin kişiden kişiye değişmesidir. Bununla birlikte yaklaşık olarak yakın yaşlar belirtilmektedir. İncelediğimiz şarkıların hedef kitlesini oluşturan çocuklar ‘ilk çocukluk’ veya ‘oyun dönemi’ olarak adlandırılan döneme girmektedir. Yaklaşık 2 yaştan başlayarak 8 yaşa kadar süren çağa ‘oyun çağı’ da denmektedir. (Ay, 2010: 34) Başka kaynaklarda bu dönem 3-6 yaş arası olarak da belirtilmektedir. Bu süreçte oyun çocuk için o derece önemlidir ki bu dönemin isimlendirilmesinde dahi oyun yer almaktadır. Çocuklar oyunla hayatı öğrenirler. Diğer çocuklarla nasıl oynaması gerektiğini, çıkan çatışmaları nasıl çözeceklerini kavramaya çalışırlar. Oyunlar sayesinde girişkenlik becerileri gelişir. (Karaköse, 2012: 33)

Çocuklar kafiyeli tekerlemeleri, melodilerini kolay söyleyebildikleri şarkıları severler. Kimi zaman ise sözlerine bile dikkat etmeksizin sürekli bu akıcı sözleri mırıldanırlar. Çoğu çocuk tekerlemesinin pek de anlamlı olmamasına rağmen belki de asırla boyu varlığını koruduğunu görürüz. Örnek olarak hepimizin aşina olduğu şu tekerlemeyi verebiliriz: “Çatlak, patlak, yusyuvarlak, kremalı börek, sütlü çörek, çek çek amca, burnu kanca…” Pek de manalı görülmeyen bu tekerleme çocuklar tarafından benimsenmektedir. Çünkü böyle bir tekerlemeyi söylemek çocuğu eğlendiren, onun dünyasında oyun olarak kabul gören bir şeydir. Çocukların dünyasına hitap etmesi açısından, bilgi öğretiminde çocuk şarkılarından istifade edilmesi son derece önemlidir. Çünkü çocuklara “Size güzel bir şarkı öğreteceğim!” veya “Haydi hep beraber şarkı söyleyelim!” denildiğinde bunlar, “Şimdi size ders anlatacağım, iyi dinleyin.” teklifinden çok daha cazip gelecektir. Çocuklar şarkıyı öğrenmeyi, söylemeyi memnuniyetle kabul edeceklerdir. Mutlu bir ortamda öğrenilen bilgiler ise sıkıcı bir ortamda öğrenilenlere kıyasla çok daha kalıcı ve bireyin hayatında yön göstericidir. Çocuk şarkılarının etkinliğinin farkında olunması nedeniyle ‘diş fırçalama, sağlıklı beslenme’ gibi çocuklara duyarlılık kazandırılmak istenen alanlarla ilgili pek çok şarkı sözü yazılmış ve bestelenmiştir.

22 Ağustos 1999’da Mesut Yılmaz başbakanlığındaki ANAP- DSP- MHP koalisyonunda Kur’an kurslarında eğitim almak için 12 yaş sınırı getirilmiştir. Yasa gereği en küçük yaş olarak ancak ilkokul beşinci sınıfı bitiren çocuklara din eğitimi verilmesine müsaade edilmiştir. 8 Nisan 2012 tarihinde ülkemizde dinî eğitimde mevcut olan yaş sınırının kalkmasından dolayı, çocuklara yönelik din eğitimi faaliyetlerinde gözle görülür bir artış olmuştur. Okul öncesi eğitim veren kreş ve anaokulları velilerden gelen yoğun taleple paralel olarak dinî eğitime ağırlık vermeye başlamışlardır. Yasak öncesinde ülkemizde kreş/ anaokulu oranı çok yüksek değildir. Şu an ise ev hanımları dahi çocuklarını 3-4 yaşından itibaren bu kurumlara göndermektedir. Bu bağlamda ‘değerler eğitimi’ olarak adlandırılan ahlak dersleri, temel ibadetler, dua ve sure ezberleri ve elif bâ öğretimi okul öncesi eğitimde yer almaya başlamıştır. Bu eğitimlerin ne kadar çocukların gelişimine uygun olduğu, kullanılan materyallerin durumu ve öğretmenlerin yeterliliği başka bir çalışma konusu olmakla beraber çok eksikler barındırdığı düşünülmektedir.

Ne yazık ki ülkemizde okul öncesi din eğitimini düzenleyen ve denetleyen bir kurum bulunmamaktadır. Milli Eğitim Bakanlığının hazırladığı müfredat ve kitaplar bütün özel okullarda geçerlidir ve aynı şekilde özel okullar M.E.B.’in denetimi altındadır. Okulöncesi din eğitimi hususu ise ülkemizde çok yeni bir alan olduğu için henüz bir sisteme sahip değildir. Diyanet İşleri Başkanlığı ancak 2013- 2014 eğitim öğretim yılında 4-6 yaş grubuna yönelik çocuklar için Kur’an Kursu eğitim faaliyetine başlamıştır. D.İ.B. okulöncesi Kur’an kurslarında kullanılmak üzere müfredat ile öğretici kitabı ve etkinlik kitabı hazırlamıştır. Lakin bu müfredat ve kitaplar sadece Diyanet’e bağlı kurslarda kullanılmaktadır. Diğer okulöncesi kuruluşlar özel yayınevleri tarafından hazırlanan kitapları kullanmaktadır. Bu eserler ise D.İ.B. veya M.E.B. gibi hiçbir kurumun incelemesinden geçmiş değildir. Okul öncesi din eğitimi, çocuğun ömür boyu dinî duygu ve inanışını etkileyecek çok hassas bir süreçtir. Lakin bu tabloya göre ülkemizde henüz profesyonellikten çok uzak olduğu görülmektedir.

Okulöncesi din eğitime olan ilgi, din eğitiminde kullanılacak materyal arayışına sebep olmuştur. Bu süreçte çocuklara yönelik hikâye, masal, etkinlik kitaplarının yanı sıra çocuklara yönelik dinî içerikli şarkı albümlerinde de artış olmuştur. Şarkılarla öğretimin kolay ve eğlenceli olması nedeniyle din eğitiminde şarkılardan istifade edilmek istenmekte; bu amaçla çocuk şarkıları hazırlanmaktadır. Eğitimciler ve veliler tarafından çocuklara dinletilen/ öğretilen bu şarkılar acaba gerçekten çocuklara yönelik midir? Şarkılar, hedef yaş grubunu oluşturan çocukların psikolojik gelişimine uygun mudur?

Çalışma alanımız edebiyat ve eğitim olduğundan şarkıların müziği değil, sadece sözleri değerlendirilecektir. Çocuk edebiyatını, eğitim bilimleri ve pedegojiden bağımsız olarak ele almak mümkün değildir. Dolayısıyla bu alanlardaki kaynaklardan da istifade edilmiştir. Şarkı sözleri, çocuk edebiyatı bağlamında incelenecektir. Çocuk edebiyatı denilince 2- 12 yaş aralığına hitap eden geniş bir aralık söz konusu olmaktadır. Bu yaş aralığındaki bireylerin çok hızlı geliştiği ve değiştiği aşikardır. Bu nedenle çalışmamızda çocuk edebiyatı, bütün bu yaş grubunu dahil edecek şekilde değil, sadece incelediğimiz şarkıların hitap ettiği yaş aralığına yönelik ele alınacaktır. Bu da ‘ilk çocukluk’ olarak adlandırılan dönemdir.

Dinî İçerikli Çocuk Şarkı Sözleri Üzerine İnceleme

Bu çalışmada popüler olan iki çocuk şarkısı ele alınacaktır. İnceleyeceğimiz şarkıların ilki ‘Peygamberi Görmek İçin’, ikincisi ise “En Büyük Kim? Allah” şarkısıdır. Bu iki şarkı da ilk dinlenildiğinde çocuklara uygun olduğu izlenimi vermektedir. Şarkıların melodisi, kafiyeli ve akıcı sözleri hızlı benimsenmelerine neden olmaktadır. Aynı zamanda şarkıların çocuklar tarafından seslendirilmesi de ilk etapta oldukça sempatik gelmekte ve çocuklara uygun olduğu kanaatini güçlendirmektedir. Peki bu şarkılar gerçekten çocuklara ne derece uygun içeriklere sahiptir? Bunu anlamak için şarkıların sözlerine biraz daha yakından bakmak ve üzerinde düşünmek lazımdır. İki şarkıyı tek tek ele alacağız. Öncelikle “Peygamberi görmek için” şarkısının sözlerine bakacağız. Şarkının sözleri bütün olarak şöyledir:

Peygamberi görmek için
Peygamberi görmek için
Neler, neler, neler
Neler vermezdim

Harçlığımın yarısını
Yumurtamın Sarısını
Elmaların irisini
Hayır Hepsini

En sevdiğim oyuncağım
En sevdigim oyuncağım
Uçurtmam, yarış arabam
Güzel bebeğim

Sana Canım feda olsun
Sana Canım feda olsun
Gönlümün sultanı
Canım peygamberim

Bu şarkının sözlerini yazan kimse neyi amaçlamış, nasıl bir duygu ve düşünceyle bu sözleri kaleme almıştır? Anladığımıza göre burada çocuklara hitap eden bir şarkı yazılması hedeflenmiştir. Çocuklarla empati yapılarak onların dünyasına girmeye çalışılmış görünmektedir. Lakin empati kurulma noktasında başarılı olunamamıştır. Empati, ‘Bir kişinin kendisini karşıdaki kişinin yerine koyarak olaylara onun bakış açısıyla bakmak, o kişinin duygu ve düşüncelerini doğru olarak anlamak, hissetmek ve bu durumu karşı tarafa iletme sürecidir.’ Burada dikkat edilmesi gereken en temel nokta karşıdaki insanın fenomenolojik alanına girilmesidir. Psikoloji bilimine göre her insanın fenomenolojik alanı vardır. Her insan kendisini, çevresini kendine has bir bakış açısıyla algılar. Eğer bir insanı anlamak istiyorsak, dünyaya onun gözleriyle bakmalı, olayları onun gibi algılamaya ve yaşamaya çalışmalıyız. (Dökmen, 2001: 135-136) Bu şarkıda çocukların dünyasına ait ögeler sıkça yer almıştır lakin çocukça bir bakış yakalanamamıştır. Aksine tam bir yetişkin olarak hadiselere yaklaşılmıştır. Şarkıyı bölüm bölüm ele alarak inceleyeceğiz.

Peygamberi görmek için
Peygamberi görmek için
Neler, neler, neler
Neler vermezdim

Bu şarkıda çocuğa ‘Peygamberi görmek’ gibi son derece soyut olan bir kavramın karşılığında neler vermesi gerektiği salık verilmektedir. Şarkının hedef kitlesi olan ‘ilk çocukluk’ dönemindekiler soyut kavramları anlayamazlar. 4-6 yaş çocukların zekası henüz mücerred (görünmeyen) kavramları anlayacak seviyede gelişmemiştir. (Ay, 2010: 35) İlk çocukluk dönemi 3-6 yaş, ikinci çocukluk dönemi ise 6-12 yaştır. Çocuklar ikinci çocukluk döneminin ilk yıllarında bile hala somut düşünürler. Soyut kavramları anlamakta ve sembolik düşünmede zorluk çekerler. Ancak 9- 10 yaşından itibaren soyut düşünme yeteneğinde artış olur. (Eden, 2001: 106)

Burada ki ‘Peygamberi görmek’ olarak adlandırılan soyut kavram, yetişkinlerin bile idrak etmekte zorluk çekeceği bir muhtevadadır. İlerleyen mısralarda ise çocukların işi iyice zorlaşmakta, onlardan çok büyük beklentiler içine girilmektedir. Hem de bu yapılırken çocuk dünyasına girildiği zannedilmektedir:

Harçlığımın yarısını
Yumurtamın Sarısını
Elmaların irisini
Hayır Hepsini

En sevdiğim oyuncağım
En sevdigim oyuncağım
Uçurtmam, yarış arabam,
Güzel bebeğim

Belki burada dile getirdiklerimizi kimileri aşırı tepkiler olarak görecektir ama gerçekten çocukların ruh dünyasını tanıyan herkesin bu konuda bize katılacağını düşünmekteyiz. Bu dizeler ile çocuk tam anlamıyla köşeye sıkıştırılmıştır. Çocuktan hayatında en değer verdiği şeyler istenmektedir. Bunlar ayrıntılarıyla vurgulanarak, çocuk üzerindeki psikolojik baskının şiddeti arttırılmaktadır. Sağlıklı bir çocuğun dünyası, yetişkin dünyasından apayrıdır. Şöyle ki biz yetişkinler için hiçbir maddî değeri olmayan kırık bir oyuncak veya sokakta bulunmuş bir tahta parçası çocuk için son derece değerli olabilir. Onu asla elinden bırakmak istemez hatta gece onunla uyur. Birisi onu elinden almak istese, tüm varlığıyla karşı koyar. Çünkü 2-6 yaşlarındaki çocuklar dünyayı sadece kendi bakımından görmektedir. Ona göre çevresindeki kişiler ve eşyalar onun için yaratılmıştır. Buna egosantrizm denilmektedir. Egosantrizm dönemindeki çocuk, devamlı kendinden bahseder, oyuncaklarını kimseyle paylaşmak istemez. Bu durum bencillik değildir, iyi bir eğitimle kendine ve başkalarına saygı duygusunun gelişmesine imkan sağlar. (Ay, 2010: 62-63) Hal böyleyken çocuktan ‘en sevdiği oyuncağı, uçurtmasını, yarış arabasını, güzel bebeğini’ istemek ve eğer bunları feda ederse sanki manevî bir mertebe kazanacağını söylemek ne kadar doğrudur? Bir yetişkin için yarış arabası, güzel bebek basit şeylerdir, adı üzerinde sadece birer oyuncaktır. Ama ya çocuk için? Çocuk için bunlar onun tüm mal varlığıdır, dünyasıdır, en değer verdikleridir! Eğer siz çocuğun değer verdiklerini önemsemezseniz, çocukla iletişim kurmada başarılı olamazsınız.

Şu unutulmamalıdır ki ‘çocuklar için’ başka 'çocuklarla ilgili' başkadır. Çocuk şarkılarının sözünü yazmak ayrı bir uzmanlık işidir. Hitap ettiği yaş grubunun psikolojik özelliklerinden tutun da içinde yaşadıkları toplumun sosyal ve kültürel yapısına kadar konuda birçok konuda bilgi sahibi olmayı gerektirir. (Şenay, 1992: 269)

Şimdi hadiseye yetişkinler penceresinden bakalım. Böyle bir yetişkin ilahisi olamaz mı? Olabilir elbette. Çünkü yetişkinler, iş ciddiye varınca bazı şeyleri yapmaktan aniden vazgeçseler de, öncesinde vaatlerde bulunabilirler. Abartılı sözler söylemek, yapamayacakları şeyleri yapacakmış gibi ifade etmek yetişkin dünyasında sıkça rastlanılan durumlardandır. Dolayısıyla bu, onların ruh dünyasını fazla etkilemez. Ama okulöncesi çocuklarında yapmayacağı şeyleri dile getirme yoktur. Çocuklar nettir. Şarkıda eğer ki elmaların irisini vereceğim diyorsa, o verilecektir. Çocuk buradaki her bir kelimeyi ciddiye alır, emir telakki eder. Çünkü onlar her şeyi olduğu gibi kabul ederler. Çocukların mecazî kavramları nasıl anladıkları hakkında yapılmış bir çalışmada çocuklara bazı kelimelerin anlamları sorulmuştur. Örneğin çocuklar ‘yumuşakbaşlı’ kelimesinin anlamı için ‘pamuk’, ‘yastık’, ‘saçı yumuşak’ cevaplarını; ‘açıkgöz’ kelimesinin anlamı için ‘uyanmak’, ‘hep açık tutan göz’, ‘uyusalar bile gözleri hep açıktır’ cevaplarını vermişlerdir. (Mağden; Gündoğan, 2009: 11-12)

Çocuklar mecazî ve soyut kelimeleri anlayamayacağı için şarkının sözlerini ciddiye alacaklardır. Bu durumda da çocuk, kolay kolay arabasından, bebeğinden vazgeçemeyeceği için kendini suçlu hissedecektir. Çocuklardan bir şey yapmalarını isterken, makul taleplerde bulunmak gerekir. Bazen çocuktan beklenilen görev onun takvim yaşına ve gelişim dönemine uygun olmamaktadır. Kas gücünü ve psikolojik durumunu zorlayabilmektedir. Bu beklentiler çocuğun strese girmesine ve beklentileri yerine getirememesi sonucu özgüven zedelenmesine neden olmaktadır. ‘Ben yapamıyorum’ diye düşünen çocuk kendini suçlu hissetmektedir. Bazen de bu aşırı beklentiler çocuğu yalan söylemeye itebilir. (Aydın, 2007: 172,173) Şarkıdaki beklentiyi yerine getirmeyen çocuk ailesinin, öğretmeninin nazarında kendisini kötü çocuk kabul edecektir. Bu masum şarkının karşısında çocuğun düştüğü durum ne üzücüdür. Arabasını verse bir türlü vermese bir türlüdür.

İlk çocukluk dönemindeki çocuk soyut bir kavram için, elindeki somut şeyleri feda edemez. Şarkıda mana olarak yaklaşık şöyle denilmektedir: “Bana oyuncağını ver sana Allah’ın rızasını vereyim?” Bu öneriyi kabul edecek bir çocuk tanıyor musunuz? Çocuklar basit düşünür. Eğer Peygamberi görmek için bunları vermesi gerekiyorsa, Peygamberi görmek iyi bir şey değildir. Çünkü ondan yarış arabasını, bebeğini feda etmesi beklenmektedir. Bu durumda çocuk zihninde, oyuncaklar ‘olumlu, sevilen’ taraf; peygamberi görmek ise ‘olumsuz, sevilmeyen’ taraf olarak yer alır.


Hristiyan dünyası çocuklara dinlerini sevdirmek, onların gönlüne hitap etmek için ‘noel baba’ figürünü başarıyla kullanmaktadır. Noel baba, çocuklara oyuncaklar getiren, sevimli bir dede şeklinde sunulmaktadır. Bu imaj, her türlü medya faaliyetleri, alışveriş sektörü, okullar ve aileler tarafından desteklenmektedir. Böylece ‘hediye oyuncak dağıtan noel baba’ ile çocuklara dinî bir bayram olan noel ve dinî bir kişilik olan aziz Nikola (Nicholaos) sevdirilmektedir. Bu açıdan bakıldığında söz konusu şarkıda ise çocuklara yönelik tam tersi bir tutumun yer aldığı görülmektedir. Hz. Peygamberin “Kolaylaştırın, zorlaştırmayın; müjdeleyin, nefret ettirmeyin.” hadis-i şerifi özellikle çocuk din eğitimi hususunda bizim için temel ilke olmalıdır. (Buhari, İlim: 11)

Eğitim bilimlerinde, öğrenme genelde bilişsel, duyuşsal ve psikomotor olmak üzere üç alana bölünür. Bilişsel öğrenme, zihinsel etkinliklerin ağırlıkta olduğu bilgiyi tanıma, hatırlama, onun üzerinde işlem yapma gibi davranışları kapsar. Duyuşsal öğrenme, bir nesne veya olaya karşı ilgi, tutum ve duygu geliştirme davranış eğilimlerini içerir. Psikomotor öğrenme ise belirli fiziksel hareketlerin doğru, hızlı yapılmasını amaçlar. (Yalın, 2004 :27-29) Din eğitiminin özellikle itikat kısmı, duyuşsal öğrenmenin kapsamına girer. İman esaslarının öğretiminde amaç, çocukların bunlara ilgi duyması, bunları benimsemesi ve sevmesidir. Bu da ancak çocukların duygu dünyasına hitap edilerek, onların gönlüne girilerek sağlanır.

Sana Canım feda olsun
Sana Canım feda olsun
Gönlümün sultanı
Canım peygamberim

Bu dizeler ise ‘Canım feda olsun’, ‘Gönlümün sultanı’ gibi çocuğun anlayamayacağı derecede soyut ifadeler taşımaktadır. Bununla birlikte çocuk anlamını kavrayamasa bile, okulöncesi dönemde bazı dinî duygu ve düşüncelerin telkin edilmesi kabul gören bir yaklaşımdır. Bireyin çocukluk döneminde aldığı dini telkinler, hayatı boyunca onun yaşamında derin izler bırakır. Çocuğun karakterinin tohumları ilk çocukluk yıllarında atılmaktadır. (Tavukcuoğlu, 2002: 58)
Dolayısıyla bu dörtlüğün sorun teşkil etmediği düşünülmektedir.

Şarkının mana yönüyle ilgili değerlendirmelerin yanı sıra bir de dil yönünden bakalım:

Peygamberi görmek için
Peygamberi görmek için
Neler, neler, neler
Neler vermezdim

Bu dizeler şekil yönünden hatalar barındırmaktadır. Çocuklar deyim ve atasözlerinin çoğunu anlayamazlar. Çünkü soyut düşünme becerileri ve dili kullanma kabiliyetleri henüz onları kavrayacak düzeye gelmemiştir. Dolayısıyla buradaki ‘neler neler vermezdim’ ibaresini olumlu değil olumsuz olarak anlarlar. Buradaki mecazi anlamdan bihaber olarak ‘vermezdim’ şeklinde anlarlar. Bu durumda en azından çocuk yukarıda bahsedilen sıkıntıları yaşamamış, oyuncakları ile ‘peygamberi görmek’ arasındaki ikileme düşmemiş olur. Çünkü şarkıyı şöyle anlar: “Peygamberi görmek için neler neler vermezdim. Harçlığım yarısını vermem. Yumurtanın sarısını vermem. Elmaları vermem.” Şarkının sözleri çocuk dünyasında böyle karşılık bulur.

Bu şarkı ilk duyduğumdan beri dikkatimi çekmiş ve bazı eksiklikleri fark etmiştim. Buna rağmen sırf melodisi güzel diye o zamanlar üç buçuk yaşında olan oğluma şarkıyı söyledim. Birkaç gün sonra oğlumun kendi kendine şöyle mırıldandığını duydum: “Peygamberi görmek için hiçbir şey vermem. Hepsi benim”. Böylelikle şarkı hakkındaki tespitlerimin doğruluğuna emin oldum ve bu konuyu işlemeye karar verdim.

Bu şarkıda yetişkinler çocuklardan duymak istediklerini onlara söyletmektedir. Yetişkinler, çocuğun bunu söylerken nasıl bir halet-i ruhiye içinde olacağını hesaba katmamaktadır. Onlar aslında kendilerini memnun etmek için bu şarkıları çocuklara söyletmektedir. Çocukların çoğu ise böyle durumlarda duygularını ifade etmemekte veya edememektedir. Bu yazıyı çocuklar adına kaleme aldığımı belirtmek isterim. ‘Onlar için’ bir şeyler meydana getiriyorsak, ‘onların iyiliği’ için çabalıyorsak eğer bu, ‘onlara rağmen’ olmamalıdır. Çocukla çocuk olarak, onların yanında yer alarak da bu hedeflere ulaşmak mümkündür.

İkinci olarak ele alacağımız şarkı, ‘En büyük kim? Allah’ adlı şarkıdır. Şarkının bütün sözleri şöyledir:

Hakkı bilmez vah vah!
Cimri vermez vah vah!
Sözde durmaz vah vah!
Bakar görmez vah vah!
Cennet ucuz değil vallah!

En büyük kim? Allah.
En güzel kim? Allah.
Esirgeyen Allah.
Bağışlayan Allah.

Hakka uymaz vah vah!
Yerde doymaz vah vah!
Komşu bilmez vah vah!
Sanki ölmez vah vah!
Sende öleceksin vallah!

En büyük kim? Allah.
En güzel kim? Allah.
Esirgeyen Allah.
Bağışlayan Allah.

Haktan korkmaz vah vah!
Bencil sevmez vah vah!
Vurdum duymaz vah vah!
Sanki bilmez vah vah!
Hakka sual vardır vallah!


Bu şarkının nakarat kısmı ile diğer dörtlükleri arasında manâ ve hedef kitle açısından büyük farklılık vardır. Nakarat bölümü çocuklara hitap etmekte ve Allah’ın büyüklüğünü, rahmetini olumlu şekilde vurgulamaktadır.

Diğer dörtlüklerde ise gafil, günahkâr insan vasıfları sayılmaktadır. Bu dizeler ancak yetişkinlere hitap eden bir eserde yer alabilir. Çünkü çocuk eğitiminde asıl olan iyi olanı, güzel olanı anlatarak çocukları buna teşvik etmektir. Ayrıca burada zikredilen ‘hakkı bilmek, Haktan korkmak, vurdum duymaz olmak’ gibi vasıflar tamamıyla yetişkinleri ilgilendirmektedir. Bu ifadeler çocukların dünyasında yer almamaktadır. Ergenlik çağına ulaşmamış bir çocuk için bu ifadelerlerin kullanılması dinen de uygun değildir. Çünkü akıl-baliğ olmayan bir kimse henüz bunlardan sorumlu değildir. ‘Sözde durmaz, bakar görmez, vurdum duymaz’ ifadeleri mecâzî anlam taşımaktadır. Yukarıda da belirtildiği gibi çocuklar, bu deyimleri ve mecazî sözleri anlamakta zorluk çekeceklerdir. (Mağden; Gündoğan, 2009: 11-12)

Böyle neşeli besteye sahip bir çocuk şarkısında ‘Sen de öleceksin vallah’ gibi bir dizenin nasıl yer aldığını anlamak zordur. Sevinçle zıplayarak şarkıya eşlik eden çocuklara belki de en son söylenecek söz budur. Acaba bu dizeyle ne murat edilmiştir? Çocuklar dünyalık heveslere kapılmasın, ölümü düşünerek hal ve hareketlerine dikkat etsinler diye mi düşünülmüştür? Görüldüğü gibi burada tamamen yetişkin bakış açısı yer almaktadır. Bu şarkının mana yönünden çocuklara uygun olmadığı aşikardır. Dizeleri tek tek açıklamaya gerek görülmemektedir.

Şu hususa özellikle dikkat çekmek istiyoruz ki; söz konusu şarkıların kafiyeleri, tekerleme tarzı söylenişi, melodisi, müzikal anlamda kalitesi oldukça başarılıdır. Bu denli emek verilmiş eserlerin, bu derece hatalar barındırması ise düşündürücüdür. Bu alanla profesyonel anlamda uğraşanların, yapımcıların çok daha dikkatli davranması gerekmektedir. Çocuk edebiyatı, eğitimi ve psikolojisi alanında uzmanlaşmış kimselerle çalışmalı en azından danışmanlık hizmeti almalıdır. Yoksa ‘kaş yapayım derken göz çıkarmak’ tabirinin geleceğimiz olan çocuklarımız üzerinde gerçekleştiğini üzülerek izleriz.

Gerekli hassasiyetlere dikkat edilmeden verilen din eğitimi ‘yarım hoca dinden eder’ misali son derce zararlıdır. Bunun yerine hiç din eğitimi verilmemesi daha doğru bir yaklaşımdır. Çünkü yanlış yaklaşımlar sonucu çocuğun erken yaşlarda dine karşı geliştirdiği olumsuz duygu ve tutumlar ne yazık ki ömür boyu onu etkileyecektir. Çocuklara yönelik yapılan yayın faaliyetleri asla hafife alınmamalıdır. Yetişkinlere yönelik faaliyetlere nazaran çok daha mesuliyet gerektirdiği zira söylenen her sözün çocukların zihnine kazındığı unutulmamalıdır.




Sonuç

Bu çalışmada ilk çocukluk dönemindeki çocuklara hitap eden iki çocuk şarkısının sözleri incelenmiştir. Şarkı sözlerinin çocukların gelişim özeliklerine ve ruh dünyalarına uygunlukları çocuk edebiyatı bağlamında ele alınmıştır. Söz konusu şarkıların çocuk merkezli değil, yetişkin bakışıyla kaleme alındığı ve çocukların gelişim özelliklerine uygun olmadığı tespit edilmiştir. Çocuklara yönelik yapılan çalışmalar basit görülmemeli, bu alanın uzmanlarından profesyonel anlamda destek alınmalıdır. Bu ihmal edildiği takdirde çocuklara sağlıklı bir din eğitimin verilmesi mümkün görülmemekte ve geleceğe yönelik telafisi zor belki de imkânsız hasarlara sebep olunacağı düşünülmektedir.





Kaynakça

Ay, Mehmet Emin Ay (2010). Çocuklarımıza Allah’ı Nasıl Anlatalım?, İstanbul: Timaş Yay.

Aydın, Mehmet Zeki (2007). Ailede Çocuğun Ahlak Eğitimi, Ankara: Nobel Yay.

Bilgin, Beyza (2004). İslam ve Çocuk, Ankara: D.İ.B. Yay.

Dökmen, Üstün (2003). İletişim Çatışmaları ve Empati, İstanbul: Sistem Yay.

Eden, Münire (2001). Öğretmenlik Mesleğine Giriş, İstanbul: Alkım Yay.

Karaköse, Şaban (2012). Çocukluk Dönemi Din Öğretimi, Etkili Din Öğretimi Kitabı, İstanbul: TİDEF Yay.

Mağden, Duyan; Gündoğan, Aysun (2009). 5-6 ve 7 Yaşındaki Çocukların Mecazi Kavramlarını Anlamalarının İncelenmesi, Aile ve Toplum Dergisi, S.18, C.5.

Şenay, Taner (1992). Çocuk İlahileri, Uludağ Üni. İlahiyat Fak. Dergisi, S. 4,

Tavukcuoğlu, Mustafa (2002). Okulöncesi Çocuğunun Eğitiminde Din Duygusu ve Din Eğitimi, Selçuk Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi, S.14.

Yalın, Halil İbrahim (2004). Öğretim Teknolojileri ve Materyal Geliştirme, Ankara: Nobel Yay.

2 Haziran 2015 Salı

instagram???


Farkettim ki burayı baya kendi kaderine bırakmışım. Tabi haklı gerekçelerim var kendimce ama... İnstagram icad oldu bloglar bozuldu! Buraya destan yazmakla uğraşılmıyor artık, çek bir foto at ig'e. İşte bunu farkettiğimden bir kaç fotoğrafı buraya koyayım dedim. İleride müsait vaktim olursa bir kaç cümle de yazmak isterim elbet okuduklarım hakkında...


Nasıl yani? Nuri Pakdil, Cengiz Dağcı ve Hasan Aycın mı? Ortaya karışık? Biri denememsi, biri romanımsı, biri masalımsı... Evet hepsini de okudum, beğendim, başka eserlerini de okumaya karar verdim.