***
Oğlum 3 yaş 4 aylık. Din eğitimi adına bir şeyler verme isteğinde olmakla birlikte el kadar bebeye ne öğretelim diyerek fazla bir şey yapmıyoruz. Hayatın içinde İslam’ı öğrenmesini ve sevmesini amaçlıyoruz inşallah. Bir de bazı ufak tefek şeyler öğretiyoruz, söylüyoruz yeri geldikçe. İste o ufak şeylerin nasıl etkili olduğuyla ilgili bu yazı. İki yaşanmış hadise ile anlatayım:
Oğluma su içmeden önce BİSMİLLAH demesi gerektiğini öğrettik. Otomatiğe bağladı artık “ Susadım, Bismillah” diyor daha suyu vermeden . Geçen ağlıyordu konuyu değiştirip dikkatini dağıtmak için dedim ki “Eskiden bebekken sen böyle ağlayınca seni emziriyordum, sen süt içiyordun.” (Açıkçası o ağladıkça eskiden olduğu gibi emzirerek sesini kesmek geçiyor halen zaman zaman aklımdan!!!) Buna karşılık dediği şeye şok oldum “Anne süt emerken de Bismillah diyor muydum?” Tabi yaşadığım şaşkınlığı ona yansıtmayıp “O zaman çok küçüktün konuşmayı bilmiyordun ki.” dedim. Çocuğum nasıl da benimsemiş Bismillah demeyi…
İkinci hadise ise şöyle. Çeşitli zamanlarda Allah’ın ağaçları yarattığını söylemişiz oğlana. Bir gün kırda bayırdayız, çişi geldi. Ben de hem açık alanda çişini yaptırmakla beraber mahremiyet eğitimini de elden bırakmamak için sesime efekt vererek “Hemen şu kocaman ağaçların arkasına gidelim, kimse seni görmesin!” dedim. Oğlanın ağaçların altında bana dediği cümle “Anne Allah bu kocaman ağaçları bizi görmesinler diye mi yaratmış?” Ben yine şoklarda...
Evladım sen nerden hatırladın ta ne zaman dediklerimizi, ne ara kurdun bağlantıyı, nerden ulaştın sonuca? İşte böyle. Demek ki öğrettiğimiz, telkin ettiğimiz bu küçük şeyler zamanı gelince gün yüzüne çıkıyor, çocuğun beyninde gönlünde yer ediniyor.
Öyleyse ne yapıyoruz? Bebelere fazla yüklenmeden, ufaktan ufaktan dinimizi öğretiyoruz.
*** (Askerleri ve köpekleri dizmece, sonra da uyusunlar diye üstlerini örtmece)
Hayatı anlayarak yaşamaya çalıştığım bu dünyada, bir nevi yazarak olayları daha iyi anlamlandırma yeri burası benim için.Düşündüklerim, kendimce tespitlerim, olumlu ve olumsuz olarak etkilendiğim hadiseler...
Allah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Allah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
14 Ağustos 2014 Perşembe
23 Aralık 2011 Cuma
Ne Okuyorum?
Kitap okumayı severim. Arada abartılı şekilde okurum arada ise elimi sürmem! Şu aralar kitapla aram fena değil.
Ortaokul yıllarından bu yana okuduğum kitaplarda seçici davranırım. Her kitap yararlı eğildir, her kitabı okumak iyi değildir zannımca. Okuduğun kitaba oldukça zaman veriyorsun ve aynı zmanda tüm dikkatini, düşünceni, hayal gücünü onun üzerinde yoğunlaştırıyorsun. Bunlar bir insanın en önemli hazineleri! Bunları rastgele şeyler üzrine harcayamayacak kadar değerli görüyorum kendimi, öncelikle kul olarak… Bir de Allah’ın huzurunda hesap verme işi var, abuk subuk bir kitapla harcadığım saatlerin hesabını nasıl vercereğim Rabbime?
Bunların yanısıra her okuduğumuz beynimizde yer ediyor, bilinçaltımıza yerleşiyor. Niçin yanlış düşüncelerle beynimi bulandırayım, kirleteyim?
Okuduğum kitap bana dünyalık veya ahiretlik birşeyler katmalı, yoksa boşa kürek çekmektir hatta boşa da değil DİBE DOĞRU KÜREK ÇEKMEKTİR!
Aynı anda 2- 3 kitap okuyan, arada onların arasında bunalan biriyim. Mesela şu an okuduğu kitapların biri “eleştirel, dinî, mizahî” bir diğere “ psikolojik, bilimsel” diğeri “ geleneksel, dinî” yani üçünün de formatı ayrı. İşte o kitaplar:
Şiddetle tavsiye ederim!
Tavsiye ederim!
Tavsiye etmem.
O an psikolojim hangisine uygunsa onu okuyorum.
Bir de okuduğum kitaplardan not almaya başladım. ( Umarım devamı gelir! ) Nevzat Tarhan’ın kitabını özetliyorum şu an.
Bu kadar mı HAYIR! Bir de dört dergi var şu an elimde :).
Onları da ayrı gönderi yapayım bari...
( Aynı anda farklı şeyler okumak elbette konsantrasyon açısından çok iyi değil. Ama bazen birinden bunalıyorum 1-2 hafta elime almıyorum. E o sırada boş mu durayım? Boş durmaktansa başka başka kitaplar, dergiler…)
Ortaokul yıllarından bu yana okuduğum kitaplarda seçici davranırım. Her kitap yararlı eğildir, her kitabı okumak iyi değildir zannımca. Okuduğun kitaba oldukça zaman veriyorsun ve aynı zmanda tüm dikkatini, düşünceni, hayal gücünü onun üzerinde yoğunlaştırıyorsun. Bunlar bir insanın en önemli hazineleri! Bunları rastgele şeyler üzrine harcayamayacak kadar değerli görüyorum kendimi, öncelikle kul olarak… Bir de Allah’ın huzurunda hesap verme işi var, abuk subuk bir kitapla harcadığım saatlerin hesabını nasıl vercereğim Rabbime?
Bunların yanısıra her okuduğumuz beynimizde yer ediyor, bilinçaltımıza yerleşiyor. Niçin yanlış düşüncelerle beynimi bulandırayım, kirleteyim?
Okuduğum kitap bana dünyalık veya ahiretlik birşeyler katmalı, yoksa boşa kürek çekmektir hatta boşa da değil DİBE DOĞRU KÜREK ÇEKMEKTİR!
Aynı anda 2- 3 kitap okuyan, arada onların arasında bunalan biriyim. Mesela şu an okuduğu kitapların biri “eleştirel, dinî, mizahî” bir diğere “ psikolojik, bilimsel” diğeri “ geleneksel, dinî” yani üçünün de formatı ayrı. İşte o kitaplar:
Şiddetle tavsiye ederim!
Tavsiye ederim!
Tavsiye etmem.
O an psikolojim hangisine uygunsa onu okuyorum.
Bir de okuduğum kitaplardan not almaya başladım. ( Umarım devamı gelir! ) Nevzat Tarhan’ın kitabını özetliyorum şu an.
Bu kadar mı HAYIR! Bir de dört dergi var şu an elimde :).
Onları da ayrı gönderi yapayım bari...
( Aynı anda farklı şeyler okumak elbette konsantrasyon açısından çok iyi değil. Ama bazen birinden bunalıyorum 1-2 hafta elime almıyorum. E o sırada boş mu durayım? Boş durmaktansa başka başka kitaplar, dergiler…)
6 Kasım 2011 Pazar
Her Yıl Aynı Terane
Yine geldik bir kurban bayramına çok şükür. TV izlemediğim için bilmiyorum ama tahmin ediyorum haberleri! Bu akşam dizileriyle meşhur TV kanallarındaki haber bültenleri gözümün önünde canlanıyor. Kaçan boğalar, itilip kakılan koçlar, kanlar, sokak ortasında, yol kenarında kurban kesen birkaç cahil insan! İşte her yıl ısıtılıp ısıtılıp önümüze konan aynı haberler… Ha bir de hayvan hakları adına, çağdaşlık(!) adına kurban ibadetine saldıranlar vb. Tek tek değineceğim hepsine!

1)
Hangi ilmihali açsanız hangi hocaya sorsanız size “ Kurban edilecek hayvanı asla incitmemeniz gerektiğini, hayvana kötü muamelenin ibadet şuuruyla ve İslam bakış açısıyla asla ötüşmeyeceğini örnekleriyle anlatır! Kurban sonrası kesim mahallinin temizlenmesi de İslam’ın bize emrettiği bir diğer güzellik ve gerekliliktir. Biz Müslümanlar şunu biliriz ki “ İtilip kakılan hayvan mahşerde bizden hakkını alacaktır!” ve biz temizliği imanın yarısı sayar ve bir Müslümana yakışır şekilde yaparız kurban sonrası temizliği. Allah’ın bizden istediği KURBAN İBADETİ sadece hayvan kesmek değildir. Başıyla, sonuyla bir bütündür!
Fakat her zaman, her durumda elbet çıkar kuralları bilmeyenler, kurallara uymayanlar! Her okulda vardır elbet sigara içen öğrenci! Her din mensubundan çıkar elbet adam öldüren! Biz kurallara kaidelere mi bakacağız yoksa kuraldışı olan üç beş kendini bilmeze mi?
İşte TV kanallarının yaptığı bu! İbadetini hakkıyla yapan binlerce insanı görmezden gelip, İslama göre hareket etmeyenleri ekrana taşımak! Kimse kıvırmasın, ben bunda art niyet görüyorum açık açık!
2)
Bazı sözde çağdaşlar! “hayvanlara yazık ama…” diyorlar. Bunları diyenlerin haftalık yemek listesine göz atsak kaç öğün et çıkar acaba? Üç mü beş mi belki de yedi! Bu ülkede evine kurban bayramı gelse de et yiyebilsek diye bekleyen garibanlar da çok sayın sözde çağdaşlar!
3)
Marketteki kuşbaşı, pirzola, sosis, salam hayvanlar kesilmeden mi o raflara gelmiş oluyor? Göz görmeyince gönül katlanır deyip kendinizi mi kandırıyorsunuz yoksa sayın sözde çağdaşlar?
Bu hayvanlar kesilmek ve yenmek için yaratılmış ve yetiştirilmiş! Bugün kesilmese yarın kesilecek… Ve siz afiyetle yiyeceksiniz… Size koyan bu kesim işleminin TEKBİRlerle mi yapılması yoksa? Siz KURBAN kesimine değil de İSLAM’a mı karşısısız yoksa? Sıkılmayın, söyleyin açıkça!
Siz hindileri yılbaşında yerken, güzelim çam ağaçlarını keserken niçin “yazık ama…” olmuyor merak ediyorum?

4)
Allah’ın da çok umrundaydı senin kurban kesip kesmemen!!! İsterse tüm dünya Allah’a karşı çıksın, isterse dünyada bir kul bile kurban kesmesin. O yine Allah’tır, Kurban yine de bir ibadettir!
Yaratan ne diyor Kitab’ında:
“Onların etleri ve kanları asla Allah’a ulaşmaz. Fakat O’na sizin takvanız (Allah’a karşı gelmekten sakınmanız) ulaşır. Böylece onları sizin hizmetinize verdi ki, size doğru yolu gösterdiğinden dolayı Allah’ı büyük tanıyasınız. İyilik edenleri müjdele.” HAC 37
Bunlar bir nevi sembolik ibadetler. Eti yiyecek sensin, Allah’ın bunda bir kazancı yok! Maksat imtihan olsun, akla kara meydana çıksın ( ki çıktığını aşikâr olarak görmekteyiz.)
5)
İlla herkes eline bıçağı alacak hayvanı kesecek diye bir şart yok. Kurban ibadeti günümüz şartlarına göre gayet güzel organizasyonlarla sürdürülmekte.
Ben uğraşamam etle metle diyorsanız uğraşmayın! Bağışlayın İHH’ya, Deniz Feneri’ne, Cansuyu’na vd. ulaşsın ihtiyaç sahiplerine. Van’da kesilsin, Somali’de kesilsin kurbanınız! Yok ben uğraşmayayım ama eve et de girsin diyorsanız o seçenekler de mevcut! ( Biz yıllardır öyle yapıyoruz. Eve sadece et geliyor.)

İslam dinine karşı çıkmayı gözleri yemeyen, bu karşı çıkışı ibadetler üzerinden yapmaya çalışanları şiddetle kınıyor, tüm Müslüman kardeşlerimin bayramını da kutluyorum. BAYRAMIMIZ MÜBAREK OLSUN!
NOT: Elbette kurban kesimini çocuklara göstermemek lazım, kaç yaşında çocukların buna şahit olacağı hakkında pedagoglar bilgi veriyor zaten. Çocuklara, onların seviyesine ve psikolojisine göre kurban ibadeti anlatılmalıdır.

1)
Hangi ilmihali açsanız hangi hocaya sorsanız size “ Kurban edilecek hayvanı asla incitmemeniz gerektiğini, hayvana kötü muamelenin ibadet şuuruyla ve İslam bakış açısıyla asla ötüşmeyeceğini örnekleriyle anlatır! Kurban sonrası kesim mahallinin temizlenmesi de İslam’ın bize emrettiği bir diğer güzellik ve gerekliliktir. Biz Müslümanlar şunu biliriz ki “ İtilip kakılan hayvan mahşerde bizden hakkını alacaktır!” ve biz temizliği imanın yarısı sayar ve bir Müslümana yakışır şekilde yaparız kurban sonrası temizliği. Allah’ın bizden istediği KURBAN İBADETİ sadece hayvan kesmek değildir. Başıyla, sonuyla bir bütündür!
Fakat her zaman, her durumda elbet çıkar kuralları bilmeyenler, kurallara uymayanlar! Her okulda vardır elbet sigara içen öğrenci! Her din mensubundan çıkar elbet adam öldüren! Biz kurallara kaidelere mi bakacağız yoksa kuraldışı olan üç beş kendini bilmeze mi?
İşte TV kanallarının yaptığı bu! İbadetini hakkıyla yapan binlerce insanı görmezden gelip, İslama göre hareket etmeyenleri ekrana taşımak! Kimse kıvırmasın, ben bunda art niyet görüyorum açık açık!
2)
Bazı sözde çağdaşlar! “hayvanlara yazık ama…” diyorlar. Bunları diyenlerin haftalık yemek listesine göz atsak kaç öğün et çıkar acaba? Üç mü beş mi belki de yedi! Bu ülkede evine kurban bayramı gelse de et yiyebilsek diye bekleyen garibanlar da çok sayın sözde çağdaşlar!
3)
Marketteki kuşbaşı, pirzola, sosis, salam hayvanlar kesilmeden mi o raflara gelmiş oluyor? Göz görmeyince gönül katlanır deyip kendinizi mi kandırıyorsunuz yoksa sayın sözde çağdaşlar?
Bu hayvanlar kesilmek ve yenmek için yaratılmış ve yetiştirilmiş! Bugün kesilmese yarın kesilecek… Ve siz afiyetle yiyeceksiniz… Size koyan bu kesim işleminin TEKBİRlerle mi yapılması yoksa? Siz KURBAN kesimine değil de İSLAM’a mı karşısısız yoksa? Sıkılmayın, söyleyin açıkça!
Siz hindileri yılbaşında yerken, güzelim çam ağaçlarını keserken niçin “yazık ama…” olmuyor merak ediyorum?

4)
Allah’ın da çok umrundaydı senin kurban kesip kesmemen!!! İsterse tüm dünya Allah’a karşı çıksın, isterse dünyada bir kul bile kurban kesmesin. O yine Allah’tır, Kurban yine de bir ibadettir!
Yaratan ne diyor Kitab’ında:
“Onların etleri ve kanları asla Allah’a ulaşmaz. Fakat O’na sizin takvanız (Allah’a karşı gelmekten sakınmanız) ulaşır. Böylece onları sizin hizmetinize verdi ki, size doğru yolu gösterdiğinden dolayı Allah’ı büyük tanıyasınız. İyilik edenleri müjdele.” HAC 37
Bunlar bir nevi sembolik ibadetler. Eti yiyecek sensin, Allah’ın bunda bir kazancı yok! Maksat imtihan olsun, akla kara meydana çıksın ( ki çıktığını aşikâr olarak görmekteyiz.)
5)
İlla herkes eline bıçağı alacak hayvanı kesecek diye bir şart yok. Kurban ibadeti günümüz şartlarına göre gayet güzel organizasyonlarla sürdürülmekte.
Ben uğraşamam etle metle diyorsanız uğraşmayın! Bağışlayın İHH’ya, Deniz Feneri’ne, Cansuyu’na vd. ulaşsın ihtiyaç sahiplerine. Van’da kesilsin, Somali’de kesilsin kurbanınız! Yok ben uğraşmayayım ama eve et de girsin diyorsanız o seçenekler de mevcut! ( Biz yıllardır öyle yapıyoruz. Eve sadece et geliyor.)

İslam dinine karşı çıkmayı gözleri yemeyen, bu karşı çıkışı ibadetler üzerinden yapmaya çalışanları şiddetle kınıyor, tüm Müslüman kardeşlerimin bayramını da kutluyorum. BAYRAMIMIZ MÜBAREK OLSUN!
NOT: Elbette kurban kesimini çocuklara göstermemek lazım, kaç yaşında çocukların buna şahit olacağı hakkında pedagoglar bilgi veriyor zaten. Çocuklara, onların seviyesine ve psikolojisine göre kurban ibadeti anlatılmalıdır.
24 Ekim 2011 Pazartesi
Ne, Ne Kadar Önemli???

Bazı durumlarda hayatta önemsediğimiz pek çok şeyin ne denli önemsiz olduğunu idrak ediyoruz aslında… Buna o kadar çok örnek verebilirim ki. Bunu hisseden tek ben değilim, hemen herkes benzer duyguları hisseder diye düşünüyorum.
Konuyla ilgili somut örnek vereyim hemen. Giyimde olsun, ev dekorasyonunda olsun renk ve tarz uyumuna dikkat etmeye çalışırım. Yeni bir şey alacağımda çok zorlanırım bu yüzden… Ayrıntılar önemlidir ve güzellik ayrıntılarla ortaya çıkar diye düşünürüm vb.
Ama…..
Van’daki depremi görüyorsun, iskambil kağıdı gibi binaların katlarını görüyorsun… Düşünüyorum, o evlerde de benim gibi renk uyumuna dikkat eden, zor beğenen kimseler vardı elbet… Şimdi acaba umurlarında mı koltuğu ile halısının renk tonunun tam tutmaması? Kıyafeti ile çorabının biraz uyumsuz olması? İşte bu gibi şeyler…

Hayatta bazı şeylere gerektiğinden fazla önem, dikkat, emek ve para veriyoruz! Arada kendi kendimize silkelenmemiz gerek!
Ne demiş Yüce Yaratan bize hitabında:
"Bu dünya hayatı, bir oyundan-eğlenceden ve geçici bir zevkten başka bir şey değildir; ama ahiret hayatı Allah'a karşı sorumluluklarının bilincinde olanlar için çok daha güzeldir. Öyleyse aklınızı kullanmaz mısınız?"
En’âm / 32
28 Eylül 2011 Çarşamba
Yüreğimi Dağladı Bu Haberler

Yaşamını yitirenlere rahmet, kalanlara sabır, katillere ise Allah'tan belalarını vermesini niyaz ediyorum...
Çok acı, çok fena, çok saçma, çok gereksiz ölüm ve yaralanma haberleri...
Bunlar bizi birbirimize düşürmek için yapılıyor. Kürt- Türk diye bizi düşman etmek için kasıtlı yapılıyor. Biliyorum ama... Bilmeme rağmen yine de kışkırıyorum. İnsan bu kadar terör haberini üst üste duyunca hırçınlaşıyor, saldırganlaşıyor... Aman sukuneti elden bırakmayalım. Biz o çapulculara uymayalım... İstediklerini elde edemesinler, bizi birbirimize düşüremesinler inşallah
8 Ağustos 2011 Pazartesi
BEBEK NASIL OLUYOR?

Bebek nasıl oluyor? Bunun cevabını bilmeyen yok. Spermin yumurtayı döllemesi ile tabii ki. İyi onu biliyorum da nasıl oluyor??? Sperm dediğin nedir ki? Bir vücut salgısı… Ter gibi, idrar gibi, sümük gibi… Peki yumurta ne ola? Ciğer gibi, bağırsak gibi birşey olsa gerek… E öyleyse BEBEK NASIL OLUYOR? Doğduğunda tüm uzuvları yerinde, saçı, kirpiği olan bir bebek… Ağlayan, emmeyi bilen bir küçük yaratık… Bebek aslında olmuyor; bebek, Yüce Yaratıcı Allahımız tarafından YA-RA-TI-LI-YOR!!!
Hamilelik boyunca anne adayı kafasına göre takılıyor, içeride olanlardan habersiz… İçerde ise 7/24 mesai devam etmekte… Her besin, vitamin, mineral bebeğin neresine gidecekse kendi yolunu bulup yerleşmekte… Anne sadece HAMİLE yani taşıyıcı yani HAMAL… Araplar bu kelimeyi güzel türetmişler cidden. Anne taşımaktan başka ne yapıyor ki??? Yapan, yaratan ALLAH!
Elbette annesin tüm dengesi değişiyor, hormanları altüst oluyor,ağırlaşıyor vs. Ama bunlar içeride hızla yaratılan, gelişen, tamamlanan bebeği hesaba katarsak kocaman bir HİÇ olarak kalır!
Eğer YARATICI o bebeğin yaratılmasına karar verdiyse anne tarlada çapa da yapsa, ağırlığınca yük de taşısa o bebek dünyaya geliyor. Anne az beslense de, az uyusa da, çok yorulsa da HÂLIK o bebeği yaratmaya devam ediyor… İşte o yüzden diyorum ki evet hamilelik çok zor bir dönem ama kusursuz bir yaratılışa ortam hazırlandığını düşünürsek çekilen cefanın abartılacak yanının olmadığı görülür.
“Allah’ı görmüyoruz” diyenlere en güzel cevap BEBEK! Anne- baba olup da Allah’ı inkar eden, hala Allah’ı görmediği söyleyen körlere diyecek söz bulamıyorum… Rab, Kur’an’da sık sık ne diyor “ Hiç mi düşünmezsiniz?” Ne yazık ki HİÇ düşünmeyenler var!
“Bu kuru kemikleri kim diriltecek? Nasıl diriltecek? ” diye Peygamberimize kafa tutanlara tokat gibi cevap bizzat Allah’tan geliyor. "De ki, 'Kim onları ilk kez yarattıysa onları yine O diriltecek. O her türlü yaratmayı bilendir." Yâsîn 79
Ben hiç müdahil olmadan içimde, bedenimde bir insanın yaratılışına hafta hafta, ay ay şahit oldum ya… Ağzı, dili, yanağı, kirpiği, parmağı, dirseği, tırnağı olan bir canlının bedenimden çıktığını gördüm ya… Artık diyecek bir sözüm yok…
Sadece ALLAHUEKBER diyebilirim; Rabbim sen en büyüksün, ne büyüksün!
Sadece LAİLAHE İLLALLAH diyebilirim; yoktur senden başka İlah, Tanrı, Yaratan, Var eden…
Sadece SÜBHANALLAH diyebilirim; tesbih ederim seni, yüceltirim, överim, tüm eksikliklerden münezzeh olduğunu haykırırım…
Ve EŞHEDÜ ENLA İLAHE İLLALLAH derim. Senin ilah olduğuna gözümle görmüş gibi şahitlik ederim!
Biliriz Allah, yaratıcıdır. Yediğimiz elmayı O yaratmıştır mesela. Ama biz o elmayı marketten aldığımız için pek de hissetmeyiz bu yaratılış mucizesini… Ama bebeğimiz öyle mi? Allah onun yaratılışını gözümüze soka soka gerçekleştirmektedir. Bunu görmemek için Kur’an’da bahsedilen gözlerine set çekilmiş, perde indirilmiş körlerden olmak lazım!
Ben bebeğimi kucağıma aldım ya artık şeksiz şüphesiz ahirete de inanırım, yeniden dirilmeye de, şehitlerin ölmediğine de, melekler de, mi’rac’a da… Bunların hiç birisi, içimde bir bebeğin yaratılmasından daha çok olağanüstü değil çünkü…
Dünyanın en bilgili, en alim biyologları gels eve ben onlara sorsam: “BEBEK NASIL OLUYOR?” Bilim insanları bu soruyu cevaplamak için paneller düzenlese, fotoğraflar, animasyonlar gösterse… Anlatsalar tüm bidiklerini… Hücreleri, hücre bölünmesini, döllenmeyi, kromozomları, DNA’yı… Benim aklım, mantığım, bünyem bunu anlamaz, anlayamaz, algılayamaz!!! Bu Rabbin en büyük mucizesidir, başka da söze hacet yoktur!
Tamam hücre vardır, döllenme vardır… Ama bunları kim var etmiştir? Hamileliğin 12. haftasında bebekte şunlar olur, 26. haftasında bunlar olur… İyi de bu planlamayı kim yapmıştır?
Artist artist gezen bilim insanlarının yaptığı / yapabildiği sadece, Allah’ın koyduğu kuralları/ işleyişi akılları erdiğince, az buçuk keşfetmektir.
Her bir hamilelik, her bir doğum tüm saniyeleriyle, tüm anlarıyla Allah’ın varlığına delildir. Her bir bebek tüm hücreleriyle Rabbin yaratıcılığının en somut kanıtıdır.
Cennet belki de bebeği vesilesiyle RABbini gerçekten tanıyan, O’nun gücünü, mükemmelliğini, isim ve sıfatlarını bebeği üzerinden gören annelerin ayakları altında olacaktır!
Allah’ın mucizelerine kayıtsız kalmamak, deve kuşu misali kafamızı toprağa gömüp kendimizi kör etmemek duasıyla…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



