Hayatı anlayarak yaşamaya çalıştığım bu dünyada, bir nevi yazarak olayları daha iyi anlamlandırma yeri burası benim için.Düşündüklerim, kendimce tespitlerim, olumlu ve olumsuz olarak etkilendiğim hadiseler...
Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1 Mart 2016 Salı
Kitaplarıma; Varlığın Yakıyor Yokluğun Yok Ediyor!
Taşındık! Böyle bir kelimeyle ne güzel söyleniyor değil mi? Gel sen ne çektiğimi bir de bana sor! Taşınmadan uzun süre önce kitapları kolilemeye başladık, nereye elimizi atsak kitap çıkıyor... Kitaplıktan, vitrinden, yatağın altından, balkondan. Baktık bu kitaplara koli yetmeyecek önden baya bir koliyi götürüp kitapları yeni eve boşalttık, kolileri tekrar kullandık. Tabi eşim sürekli söyleniyor 'Atalım bunları, eleyelim! Her taşındığımızda sayıları giderek artıyor vb.' Ben ise kitaplarla sıkı gönül ilişkisi kuranlardanım. Okuduğum kitapları asla elden çıkaramam, orada var olduğunu bildiğin eski bir arkadaş gibi beklerler kenarda, görünce mutlu olurum. Tabi bir de henüz okumadıklarım vardır, onları da hep bir gün okuyacağımı düşünürüm.
Bir de tek suçlu ben değilim, eşim de kendi çapında okumaya meraklı. Onun ilgi alanıyla benimki farklı olduğu için ortak kitaplara pek takılmayız, bu nedenle de kitap sayısı biraz daha artıyor tabi. Bir de bizim oğlan var. 5 Yaşına girecek. Onun dinazorlu, okyanuslu, korsanlı hikaye, etkinlik, boyama kitapları da eklenince... Taşınırken gözümü kararttım bir an oğlanın hepsini boyadığı bir boyama kitabını geridönüşüme koydum. Çocukta 6.his mi vardır nedir, onca kargaşada fark etti! "Anne kitabım nerede, ben ona bakacaktım, atmadın değil mi?" tövbee, bozuntuya vermeden çıkardım verdim. Yine bir şey atmayı başaramadım!
Yeni eve taşındık bitmedi kitap krizimiz. yerleştir yerleştir bitmiyor! Artık bazıları kolide kaldı, öyle bekliyorlar... Evlenirken alınan meşhur salon takımını almamıştım hani konsollu falan olan. Sadece bir adet vitrin almıştım onu da kitaplık yapmak niyetiyle. En başta niyetim kitaplık olduğundan cam olan raflarının yerine bir de tahta raf yaptırmıştım. İlk evlenince "Aaa yeni gelin evi, vitrin olarak kullan biraz..." yönlendirmeleri ile vitrin vazifesi gördü. Zamanla bir raf iki raf derken yarı yarıya kitap doldu. Şimdi ise komple kitaplık yaptım gitti. Tabi kolide hala bekleyen kitaplar var.
Asıl diyeceğime gelemedim bir türlü. Yeni kitap alacağım bir aydır ama gündemimiz bu minval üzere olduğu için eşime diyemedim bir türlü cesaret edip. Dışarı da çıkamıyorum ki kendim alayım. Tabi bu arada biz Hacamat, Derin Tarih, CF, Gerçek Hayat, Bilim Teknik, Bilim Çocuk, Meraklı Minik, CafCaf aldık yeni eve taşındıktan beri. Çoluk çocuğun rızkını dergiye yatırıyoruz sanırım... Neyse sonunda açtım siteyi verdim siparişleri, eşime "Hadi ödemeyi yap, kitap alıyorum." dedim. "Evde bir sürü var, onları oku." dedi. 'He he' dedim. Fazla tepki vermedi beni kararlı görünce :) Neyse asıl mesele bu da değil. Amma uzattım ya... Ben böyle mutluyum kendime üç tane kitap sipariş ettim diye, sonra oğlana dedim ki o da mutlu olsun diye "Senin için de bir tane kitap aldım oğlum. (Küçük Kara Balık)". Sonra bir an jetonum düştü, en ben OYUN TAKVİMİni kimin için aldım? Oğlan için. E doğumla ilgili kitabı kimin için aldım, karnımdaki oğlum için... E ben kendime hiç birşey almamışım ki! Bir an karışık duygular hissettim. Öncelikle ben artık iyice ANNE OLMUŞUM dedim.
Aslına bakarsanız bunların hepsini ben kendim için aldım! Bir ben vardır bende benden içeru tarzı bir şey. Demek ki annelik tasavvufî pencereler de açıyor :). İşin kötüsü kitapları 'ben' aldı oluyorum! Bir sorun ama niye alıyorum, kime alıyorum...
2 Haziran 2015 Salı
instagram???
Farkettim ki burayı baya kendi kaderine bırakmışım. Tabi haklı gerekçelerim var kendimce ama... İnstagram icad oldu bloglar bozuldu! Buraya destan yazmakla uğraşılmıyor artık, çek bir foto at ig'e. İşte bunu farkettiğimden bir kaç fotoğrafı buraya koyayım dedim. İleride müsait vaktim olursa bir kaç cümle de yazmak isterim elbet okuduklarım hakkında...
Nasıl yani? Nuri Pakdil, Cengiz Dağcı ve Hasan Aycın mı? Ortaya karışık? Biri denememsi, biri romanımsı, biri masalımsı... Evet hepsini de okudum, beğendim, başka eserlerini de okumaya karar verdim.
22 Kasım 2012 Perşembe
Ne Okudum?
Uzun zamandır yazamayalı okuduklarım da birikti tabi.
Adını yıllardır övgüyle duyduğum, şeytanın bacağını kırıp da okuyamadığım insanlardandı MUSTAFA KUTLU: Şu an sinemada oynayan, benim de izlemek istediğim, UZUN YOL onun bir kitabından uyarlama bu arada.
ARKAKAPAK YAZILARI- MUSTAFA KUTLU
Kapaktaki fotoğraf tarzından, siyah beyaz bir fotoğraf var her hikayeyle beraber. Kah hikayeyi okuyorsunuz, kah fotoya bakıp dalıyorsunuz... Güzel bir tasarım olmuş.
Hikayeler hayatın ta kendisi, insanda güzel duygular uyandıran cinsten. Şiddetle Tavsiye Ederim!
Hep güzel kitaplar okuyamıyoruz tabii. Aslında ben kitap okumada çok seçiciyim. Rastgele herşeyi okumam. Evvela bana bir şeyler katması lazım, maddî ve manevî. Tutup gerilim, fantastik vb. gibi insana zaman kaybından başka hiç
birşey kazandırmayan kitaplarla işim olmaz mesela... Zamanın gerçekten çok değerli!
İşte şimdiki kitap da TAVSİYE ETMEYECEĞİM cinsten. Kitabın sunum yazısın okuyunca bana bir şey katar sanmıştım. Meşhur bir İran yazarı olduğunu okuyunca, Fars edebiyatı hakkında bir şeyler öğretir diye düşünmüştüm. Yani yine iyi niyetle çıkmıştım yola. Yayınevi kaliteli kitaplar basan bir yer (YKY). Çevirmenin adını da bilmeyen yoktur; Behçet Necatigil. İşte bu referanslarla okumaya başladım.
Zaten başlarda ne oluyor pek bir anlam veremedim. Hatta sonuna kadar veremedim :). Zaten o yüzden okudum sonuna kadar, belki anlarım diye :)). Ben İran edebiyatını tanımak adına yola çıktım, yazarın adı SADIK HİDAYET, ama karşıma Allah tanımaz, uyuşturucu ve şarap düşkünü bir yazar çıktı! Hayal kırıklığı oldu benim için.
KÖR BAYKUŞ- SADIK HİDAYET
Pek de anlaşılacak bir şey yok. Zaten kitabın tarzı bu. Ama şunu itiraf etmeliyim ki anlatımı çok iyi insanı sürüklüyor ve merak ettirip okutuyor. Tavsiye etmiyorum niye mi? Saçma sapan örnekler, ilişkiler... Boşa kafamı gereksiz şeylerle doldurdu.
Ama benim kazanımım şu oldu:
Allah'a, dine hayatında yer veremeyen bir insanın ne kadar ruhsal çöküntüye uğradığını, ne denli büyük acılar çekebildiğini, beyninde nasıl fırtınalar koptuğunu gördüm.
Adını yıllardır övgüyle duyduğum, şeytanın bacağını kırıp da okuyamadığım insanlardandı MUSTAFA KUTLU: Şu an sinemada oynayan, benim de izlemek istediğim, UZUN YOL onun bir kitabından uyarlama bu arada.
ARKAKAPAK YAZILARI- MUSTAFA KUTLU
Kapaktaki fotoğraf tarzından, siyah beyaz bir fotoğraf var her hikayeyle beraber. Kah hikayeyi okuyorsunuz, kah fotoya bakıp dalıyorsunuz... Güzel bir tasarım olmuş.
Hikayeler hayatın ta kendisi, insanda güzel duygular uyandıran cinsten. Şiddetle Tavsiye Ederim!
Hep güzel kitaplar okuyamıyoruz tabii. Aslında ben kitap okumada çok seçiciyim. Rastgele herşeyi okumam. Evvela bana bir şeyler katması lazım, maddî ve manevî. Tutup gerilim, fantastik vb. gibi insana zaman kaybından başka hiç
birşey kazandırmayan kitaplarla işim olmaz mesela... Zamanın gerçekten çok değerli!
İşte şimdiki kitap da TAVSİYE ETMEYECEĞİM cinsten. Kitabın sunum yazısın okuyunca bana bir şey katar sanmıştım. Meşhur bir İran yazarı olduğunu okuyunca, Fars edebiyatı hakkında bir şeyler öğretir diye düşünmüştüm. Yani yine iyi niyetle çıkmıştım yola. Yayınevi kaliteli kitaplar basan bir yer (YKY). Çevirmenin adını da bilmeyen yoktur; Behçet Necatigil. İşte bu referanslarla okumaya başladım.
Zaten başlarda ne oluyor pek bir anlam veremedim. Hatta sonuna kadar veremedim :). Zaten o yüzden okudum sonuna kadar, belki anlarım diye :)). Ben İran edebiyatını tanımak adına yola çıktım, yazarın adı SADIK HİDAYET, ama karşıma Allah tanımaz, uyuşturucu ve şarap düşkünü bir yazar çıktı! Hayal kırıklığı oldu benim için.
KÖR BAYKUŞ- SADIK HİDAYET
Pek de anlaşılacak bir şey yok. Zaten kitabın tarzı bu. Ama şunu itiraf etmeliyim ki anlatımı çok iyi insanı sürüklüyor ve merak ettirip okutuyor. Tavsiye etmiyorum niye mi? Saçma sapan örnekler, ilişkiler... Boşa kafamı gereksiz şeylerle doldurdu.
Ama benim kazanımım şu oldu:
Allah'a, dine hayatında yer veremeyen bir insanın ne kadar ruhsal çöküntüye uğradığını, ne denli büyük acılar çekebildiğini, beyninde nasıl fırtınalar koptuğunu gördüm.
25 Eylül 2012 Salı
Ne Okuyorum? "Kayıkhane Durgunu"
Beni tanıyanlar iyi bilir yıllarımı ERHAN GÜLERYÜZ sevdası ile geçirdiğimi :)... Kendisini hale muhabbetle takip etmekteyim. Yıllar önce aldığım kitabı bu akşam geçti elime, hem hüzünlü, hem espirili, özgün şiirler... Hayatın ta kendisi var bu kitapta!
Erhan Güleryüz'ün ikinci şiir kitabı: Kayıkhane Durgunu
Kitabın kapağındaki masum ve şaşkın çocuk da mı kim? Elbette şair, bestekar, müzisyen, gitarist, sunucu Erhan GÜZERYÜZ :)
Kitaptan;
İSTER İNAN; İSTER İNANMA
İnanmayacaksın belki...
Çocukken çok üzüldüğüm vakitler
melekler görürdüm ben.
O yüzden korkmam ölümden.
AŞK ACISI
Kim derse "geçer" diye
Ona geçsin bu acı.
Erhan Güleryüz'ün ikinci şiir kitabı: Kayıkhane Durgunu
Kitabın kapağındaki masum ve şaşkın çocuk da mı kim? Elbette şair, bestekar, müzisyen, gitarist, sunucu Erhan GÜZERYÜZ :)
Kitaptan;
İSTER İNAN; İSTER İNANMA
İnanmayacaksın belki...
Çocukken çok üzüldüğüm vakitler
melekler görürdüm ben.
O yüzden korkmam ölümden.
AŞK ACISI
Kim derse "geçer" diye
Ona geçsin bu acı.
25 Temmuz 2012 Çarşamba
Ne Okuyorum? BEN BİLÂL
Vakit sıkıntısından dolayı aklımdaki pek çok şeyi paylaşamıyorum. Ben de kısa da olsa yazayım dedim.
Sadece oğlumu uyuturken kitap okuma vaktim oluyor; Ya balkonda salıncakta sallarken, ya da bana yapışmış vaziyette dalmasını beklerken.
Şu an elimdeki kitap Hz. Bilal Habeşî'nin dilinden yazılmış bir roman: BEN BİLÂL, İnsan Yayınlarından.
Kitabın kapağı etkileyici, ismi de öyle... Farklı bir uslûbu var. Bildiğim şeyleri bile farklı bir şekilde yorumlamama neden oldu. yeni bakış açıları kazandırdı bana. Yarısına geldim. Tavsiye ederim.
Tek sorun ÇEVİRİ olmasından dolayı birazcık cümle bozuklukları. O da çevirinin olmazsa olmazı diyelim ve tekrar tavsiye edelim!
NOT: Kitabın yazarı şu meşhur ÇAĞRI filminin senaristi!
Sadece oğlumu uyuturken kitap okuma vaktim oluyor; Ya balkonda salıncakta sallarken, ya da bana yapışmış vaziyette dalmasını beklerken.
Şu an elimdeki kitap Hz. Bilal Habeşî'nin dilinden yazılmış bir roman: BEN BİLÂL, İnsan Yayınlarından.
Kitabın kapağı etkileyici, ismi de öyle... Farklı bir uslûbu var. Bildiğim şeyleri bile farklı bir şekilde yorumlamama neden oldu. yeni bakış açıları kazandırdı bana. Yarısına geldim. Tavsiye ederim.
Tek sorun ÇEVİRİ olmasından dolayı birazcık cümle bozuklukları. O da çevirinin olmazsa olmazı diyelim ve tekrar tavsiye edelim!
NOT: Kitabın yazarı şu meşhur ÇAĞRI filminin senaristi!
23 Mayıs 2012 Çarşamba
Ne Okuyorum?
Galiba Mehtap Kayaoğlu'nun Haber7'deki bir yazısından haberdar olmuştum bu kitaptan. Kitabın adı beni benden geçirmişti YA-VAŞ-LA! Ne kadar ihtiyacım vardı bu kelimeye! Bu kitabı mutlaka almalıyım diye düşündüm!
Okumaktayım halen. Yazarımız prof olmasından dolayı olsa gerek best seller tarzı veya da kişisel gelişim tarzı basit bir uslûbu yok. Baya okkalı cümleler var. Ben sevdim ama! Tavsiye edilir.
Kel alaka bir şey: Bu gün eskimeyen dostlarla az biraz buluştuk. Tadı damağımda kaldı. İnsan büyüdükçe, sorumluluk aldıkça, hayata atıldıkça kendine ne kadar da az zaman ayırabiliyor... Hayatın koşuşturmacasında işimiz için, çocuğumuz için, eşimiz için, evimiz için, karnımızı doyurmak için, için için dönüp duruyoruz... Hayat da akıp gidiyor... YAVAŞLAYIM LÜTFEN!
Okumaktayım halen. Yazarımız prof olmasından dolayı olsa gerek best seller tarzı veya da kişisel gelişim tarzı basit bir uslûbu yok. Baya okkalı cümleler var. Ben sevdim ama! Tavsiye edilir.
Kel alaka bir şey: Bu gün eskimeyen dostlarla az biraz buluştuk. Tadı damağımda kaldı. İnsan büyüdükçe, sorumluluk aldıkça, hayata atıldıkça kendine ne kadar da az zaman ayırabiliyor... Hayatın koşuşturmacasında işimiz için, çocuğumuz için, eşimiz için, evimiz için, karnımızı doyurmak için, için için dönüp duruyoruz... Hayat da akıp gidiyor... YAVAŞLAYIM LÜTFEN!
9 Mart 2012 Cuma
Ne Okuyorum?
Annemin tavsiyesi üzerine okumaya başladığım kitabın kapağı sanki 60-70 yıl öncesinden kalmış gibi. Kitabın arkasında 20.000 TL etiketini görünce " 20 tl olduğuna göre yeni baskı bir kitapmış yaw?" diye düşündüm. Tabi bir de bol sıfırlı mazi geldi aklıma :)
Bir otobiyografi, yaşanmış bir hayat öyküsü bizzat yaşayanın ağzından...Başta Osmanlı'ya tam bağlı bir çocuk olan Şevket Süreyya Aydemir, sonrasında tam Türk Milliyetçisi oluyor, TURAN ülküsü peşinde koşmaya başlıyor. Ben şimdi o kısımdayım. İleride Moskova'ya gidecek ve solcu olacakmış ama olsun n'palaım :). Bir devrin canlı şahidi olması açısından güzel ve akıcı bir kitap.
480 sayfa olan kitabın 120. sayfasındayım. Biraz kalınca bir kitap ama hızlı ilerliyor, tabi okuyunca :)
20 Şubat 2012 Pazartesi
Ne Okuyorum? "Kadın Nasıl Mutlu Olur?"
Nuriye Çeleğen'den "Kadın Nasıl Mutlu Olur?" u okuyorum şimdilerde.
İlk bölüm normal kitap şeklinde. İkinci bölümde ise
Türkan Şoray
Belkıs Akkale
Sezen Aksu
Adile Naşit
gibi ünlülerle yapılan röportajlar yer alıyor. Röportaj soruları şu minval üzere:
" Kadın nasıl mutlu olur?"
" Sizi neler mutlu eder?"
" Ölüm, ahiret, ibadet hakkındaki düşünceler."
Akıcı bir kitap, dili basit, hızlı ilerliyor. Tavsiye ederim.
Dikkatimi çeken bir iki noktayı paylaşıyorum:
" Neden geldik bu dünyaya ve nereye gidiyoruz diye hiç düşündünüz mü?" diye soruyor yazar. Bazıları HİÇ DÜŞÜNMEDİM diyor. Pek inanılası gelmedi bana ama... Çoğu da BUNLAR DERİN MEVZULAR, BUNLARA GİRMEYELİM diyor. Neresi derin yaw? Bunlar hayatın ta kendisi! Yaşamın birinci ve en temel sorusu. Bu sorular ve cevapları olmadan hayat neye benzer ki?
"Ahirete inanır mısınız?" diye soruyor yazar. " BUNUN CEVABI BENİM ÖZELİM, PAYLAŞAMAM." diyorlar. Haydaaa.... Sanki vücut ölçülerini sordu... Tööbe tööbe... Bu ne yaa? Hayatlarının tüm ayrıntısını kameralar önünde yaşayan insanlar nasıl birden SIR KÜPÜ oluyorlar anlamış değilim!
15 Şubat 2012 Çarşamba
Ne Okuyorum: Mavi Marmara Risalesi
"Öğlen Namazına Nasıl Kalkılır?" kitabından sonra bir Bülent AKYÜREK kitabı daha okuyayım dedim. Şu meşhur İHH'nın Mavi Marmara Yardım Gemisi üzerine bir kitap. Yarısındayım. Beğendim. Tavsiye ederim.
Herkesin mizacı, tarzı farklıdır elbet. Bana hitap ediyor Bülent Akyürek'in uslübu. Sert, kesin, keskin, biraz espirili, biraz damardan kısacası harbi bir tarzı var.
Her kitapta tasvip ettiğim etmediğim görüşler çıkar genelde. Toptancı bakmam eserlere, kişilere. Şimdilik Bülent Akyürek'in benim düşünceme çok ters gelecek bir görüşüne rastlamadım. Onda kendimi bulduğum için beğendim belkide. Bizim CAFCAF'ta da yazıyor kendileri.
Bu kadar lakırdıdan sonra merak eden olursa ahan da bu da sitesi :)
http://www.bulentakyurek.org/
14 Ocak 2012 Cumartesi
Kaportası Farklı İçi Aynı
Kitapçıda dolaşmayı, kitap almayı severim, kitaba verilen paraya acımam... Ama ne kadar kitap okurum o tartışılır :( . Evde okunmayı bekleyen pek çok kitap var!
Bazı sözler vardır aklımda, taa ilkokul, ortaokul yıllarından kalma... Zihnime kazınmıştır, hayatımda yer etmiştir. Onlardan biri de lise yıllarında Şeyma'nın dediği " Babam der ki, kitap okumak için kitap almaya gerek yok. Okumak isteyen kitabı bir şekilde bulur." yaklaşık böyle bir cümleydi. Okunmayı bekleyen SATIN ALDIĞIM kitapları düşününce bu sözün ne kadar doğru olduğu ortaya çıkıyor.
Ben de şimdi KİTAP ÖDÜNÇ alma olayına girdim. Teyzemden ödünç aldığım kitap:
Bu kitap, masanın üzerinde okunmayı bekliyordu bir süredir. O masada bekleyedursun bu kez iş arkadaşımın bir kitabı dikkatimi çekti, onu ödünç aldım:
Eve gelirken yoksa bunlar aynı kitaplar mı diye bir düşünce geldi aklıma ki yanılmamışım! Aynı anda, aynı kitapları almışım :). Ne ben bileyim yaa kapakları çok farklı :))
Özet çıkararak okuyorum şu an, daha başlardayım.
Kitaptan bir paylaşım:
Kaliforniya Sendromu
Kaliforniya ABD'nin eğlence dünyasının merkezidir. İnsanlar arasında şu üç olgu adeta sosyal bir kanser gibi hızlı yayılmaktadır:
1- Zevke düşkünlük
2- Benmerkezcilik
3- Yalnızlık
23 Aralık 2011 Cuma
Ne Okuyorum?
Kitap okumayı severim. Arada abartılı şekilde okurum arada ise elimi sürmem! Şu aralar kitapla aram fena değil.
Ortaokul yıllarından bu yana okuduğum kitaplarda seçici davranırım. Her kitap yararlı eğildir, her kitabı okumak iyi değildir zannımca. Okuduğun kitaba oldukça zaman veriyorsun ve aynı zmanda tüm dikkatini, düşünceni, hayal gücünü onun üzerinde yoğunlaştırıyorsun. Bunlar bir insanın en önemli hazineleri! Bunları rastgele şeyler üzrine harcayamayacak kadar değerli görüyorum kendimi, öncelikle kul olarak… Bir de Allah’ın huzurunda hesap verme işi var, abuk subuk bir kitapla harcadığım saatlerin hesabını nasıl vercereğim Rabbime?
Bunların yanısıra her okuduğumuz beynimizde yer ediyor, bilinçaltımıza yerleşiyor. Niçin yanlış düşüncelerle beynimi bulandırayım, kirleteyim?
Okuduğum kitap bana dünyalık veya ahiretlik birşeyler katmalı, yoksa boşa kürek çekmektir hatta boşa da değil DİBE DOĞRU KÜREK ÇEKMEKTİR!
Aynı anda 2- 3 kitap okuyan, arada onların arasında bunalan biriyim. Mesela şu an okuduğu kitapların biri “eleştirel, dinî, mizahî” bir diğere “ psikolojik, bilimsel” diğeri “ geleneksel, dinî” yani üçünün de formatı ayrı. İşte o kitaplar:
Şiddetle tavsiye ederim!
Tavsiye ederim!
Tavsiye etmem.
O an psikolojim hangisine uygunsa onu okuyorum.
Bir de okuduğum kitaplardan not almaya başladım. ( Umarım devamı gelir! ) Nevzat Tarhan’ın kitabını özetliyorum şu an.
Bu kadar mı HAYIR! Bir de dört dergi var şu an elimde :).
Onları da ayrı gönderi yapayım bari...
( Aynı anda farklı şeyler okumak elbette konsantrasyon açısından çok iyi değil. Ama bazen birinden bunalıyorum 1-2 hafta elime almıyorum. E o sırada boş mu durayım? Boş durmaktansa başka başka kitaplar, dergiler…)
Ortaokul yıllarından bu yana okuduğum kitaplarda seçici davranırım. Her kitap yararlı eğildir, her kitabı okumak iyi değildir zannımca. Okuduğun kitaba oldukça zaman veriyorsun ve aynı zmanda tüm dikkatini, düşünceni, hayal gücünü onun üzerinde yoğunlaştırıyorsun. Bunlar bir insanın en önemli hazineleri! Bunları rastgele şeyler üzrine harcayamayacak kadar değerli görüyorum kendimi, öncelikle kul olarak… Bir de Allah’ın huzurunda hesap verme işi var, abuk subuk bir kitapla harcadığım saatlerin hesabını nasıl vercereğim Rabbime?
Bunların yanısıra her okuduğumuz beynimizde yer ediyor, bilinçaltımıza yerleşiyor. Niçin yanlış düşüncelerle beynimi bulandırayım, kirleteyim?
Okuduğum kitap bana dünyalık veya ahiretlik birşeyler katmalı, yoksa boşa kürek çekmektir hatta boşa da değil DİBE DOĞRU KÜREK ÇEKMEKTİR!
Aynı anda 2- 3 kitap okuyan, arada onların arasında bunalan biriyim. Mesela şu an okuduğu kitapların biri “eleştirel, dinî, mizahî” bir diğere “ psikolojik, bilimsel” diğeri “ geleneksel, dinî” yani üçünün de formatı ayrı. İşte o kitaplar:
Şiddetle tavsiye ederim!
Tavsiye ederim!
Tavsiye etmem.
O an psikolojim hangisine uygunsa onu okuyorum.
Bir de okuduğum kitaplardan not almaya başladım. ( Umarım devamı gelir! ) Nevzat Tarhan’ın kitabını özetliyorum şu an.
Bu kadar mı HAYIR! Bir de dört dergi var şu an elimde :).
Onları da ayrı gönderi yapayım bari...
( Aynı anda farklı şeyler okumak elbette konsantrasyon açısından çok iyi değil. Ama bazen birinden bunalıyorum 1-2 hafta elime almıyorum. E o sırada boş mu durayım? Boş durmaktansa başka başka kitaplar, dergiler…)
10 Aralık 2011 Cumartesi
Bir Program, Bir kitap
Bu gün BURÇ FM’de İmza Günü adlı programda Rahmetli Prof. Dr. İbrahim Canan hocanın son kitabı hakkında konuşuluyordu. Kitabın editörünün şu tespiti çok hoşuma gitti. Benim gibi kadına karşı pozitif ayrımcılığı savunan ( feminizmi demiyorum, dikkatinizi çekerim, feminizme karşıyım çünkü, o da ayrı bir yazı konusu) birinin hayatında sıkça yer vereceği bir tespit oldu bu.
"Yaklaşık şunun gibi bir şeyler söyledi:
İslam tarihinde bize örnek hanım, eş olarak sunulabilecek üç kadın vardır. Hz. Hatice, Hz. Ayşe, Hz. Fatma. Yani bir Müslüman erkek bunların birini tercih etmelidir.
1- Hz. Hatice, zengin ve soylu bir kadındır. Şimdiki zengin iş kadınları gibidir. Hayatında asla çamaşır, bulaşık yıkamamıştır. Hep hizmetçileri olmuştur.
2- Hz. Ayşe, ilim sahibi akıllı, zeki bir kadındır. Şimdiki üniversite mezunu kadın gibidir.
3- Hz. Fatma, ev hanımıdır. Günümüzdeki fazla eğitim görmemiş, ev işlerinde mahir kadınlar onun yerindedir.
Eğer ki Hz. Ayşe gibi biriyle evlenmeyi tercih ediyorsanız, ondan Hz. Fatma gibi yemek yapmasını bekleyemezsiniz!"
Evet işte böyle! Daha da güzeli bunları bir erkeğin dilinden duymaktı :)
Ben bunları zaten biliyordum ama buradaki şu tespit hoşuma gitti: Bir Müslüman bu üçünden birini seçmeli ve ondan sadece kendi kapasitesinde özellikler beklemeli!
Bilindiği üzere Hz. Fatma, hep bize örnek gösterilen kadındır... Nedense artık ! ? ! % &
Ama benim favorim hep Hz. Ayşe olmuştur. Akıllı, zeki, espirili, ilim ehli ,hakkını savunan, sözünü esirgemeyen, Müslüman kadının haklarını müdafa eden... Bundandır ki kızım olursa adını AYŞE koymayı çok istiyorum.
“Ve adamcağız dedi ki ben klasik Anadolu ailesinde büyüdüm yani babamın anneme hiç iltifat ettiğini duymadım ve erkekliği, babalığı böyle öğrendim. 30 yaşında evlendim. Ama sonra Hz. Peygamber’in hayatını okuyunca onun hanımlarına ne kadar naif, kibar davrandığını öğrendim. Ve ben de hanımıma öyle davranmaya çalışıyorum. “
İşte bu da bize İslam’ın ve Sünnetin gücünü gösteriyor! Bilinçli Müslüman böyle olmalı! Anadan babadan gördüğünü bir kenara atıp Peygamberinden gördüğüne sarılmalı. Peygamberimizin şefaati ancak böyle elde edilir. ŞEFAAT YA RASULALLAH! Diye ağlaşmakla değil!
NOT: Bir de kitap çekilişi için mail gönderdim radyoya :). Bu kitabı mutlaka edinmeliyim. Ya çekilişle ya da kendim alarak!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
















