Hayatı anlayarak yaşamaya çalıştığım bu dünyada, bir nevi yazarak olayları daha iyi anlamlandırma yeri burası benim için.Düşündüklerim, kendimce tespitlerim, olumlu ve olumsuz olarak etkilendiğim hadiseler...
bebek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bebek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
13 Nisan 2016 Çarşamba
SSVD’den daha da önemli bir şey var!
SSVD’den daha da önemli bir şey var o da : ilk doğumun normal yapılması. Zaten bu sağlanırsa SSVD muhabbetine gerek kalmıyor. Bunun için de ilk bebeğini bekleyen anne adaylarının çok bilinçli olması ve doktor/ hastane seçiminde dikkatli olması gerekiyor.
Öncelikle pek çok kadının ölüm riskini gerçekten taşıyan, çok geçerli mazaretler olmaksızın sezaryen yapıldığına inanıyorum. Kim ne derse desin, bunda da doktorun yönlendirmesi çok önemli. Sonuçta uzman olan doktor, sana bilgi verecek, seni yönlendirecek olan doktor. Ve sen doğum arefesinde belki artık hastanede yatışın yapılmış olarak yatakta en aciz anlarından birini yaşıyorsun… Doktorun ağzının içine bakıyorsun.
Misal ben, ilk hamileliğimde kendimce kitaplardan, internetten çok okumuştum ama nasıl bir cahillik bilemiyorum 40+6’da “Çok geçikti bu bebek, artık müdahale gerek.” Lafını ciddiye alıp kuzu gibi hastaneye gittim hiç doğum belirtisi olmaksızın. Şimdi geriye baktığımda ‘biraz daha bekleseymişim’ diyorum. Nasip tabi.
Anne adayları bebekleri için temel ihtiyaçları için hazırlık yapıyor elbette kıyafet, beşik, bez vb. Ama abartılıp lüks harcamalar da çok yapılıyor; bebek şekeri, kapı süsü, şerbet bardağı, bezden pastası, magneti, isme özel yastığı, loğusa tacı terliği, özel fotoğrafçısı, beybi şovırı derken… Bu ayrı bir yazı konusu burada belirtmek istediğim bunların seçimi, hazırlığı için anne adayları vakitlerini ve enerjilerini harcıyorlar. Ama bunlardan çok çok önemli bir şey var ki bebeğini Allah’ın sana vermiş olduğu şekilde, doğal yöntemlerle kucağına almak! Böyle lüks şeylere harcanacak enerjiyi, doğal doğum konusunda bilinçlenmeye harcasa annelerimiz ne güzel olur değil mi? Misal olarak başta görselini eklediğim kitabı tüm hamileler okumalıdır:HypnoBirthing Mongan Yönetemi. İnternette Pozitif Doğum hikayeleri var, onları okuyarak olumlu manada kendilerini hazırlamalıdır vb.
Bu düzen böyle gitmeyecek, buna inanıyorum. Ama ne zaman ülkemizde hamilelik ve doğumla ilgili süreç en az müdahale ile gerçekleşir duruma gelir bilemiyorum. Bunun için anne adayları araştırmalı, talep etmeli! Şu an özel hastaneler uyanmaya başladı, işin ucunda para var ve talep de var; DOĞAL doğum akımı ve SSVD şuan özel hastanelerin gündeminde. Darısı DEVLET HASTANELERİNE!!! Sare Davutoğlu’nun da SSVD yaptırdığından hareketle hükümet politikası olarak tıp fakültelerinde verilen eğitime ve devlet hastanelerine el atılması gerektiğine inanıyor ve bir an önce harekete geçilmesini bekliyorum.
Son söz olarak EĞİTİM ŞART diyorum.
Anne adayları kendinizi ve bebeğinizi gerçekten önemsiyorsanız kapı süsünü, tüllü magnetleri bırakın da doğal doğum yapmanın peşine düşün!
Şu yazı da ilginizi çekebilir. Okumak İçin TIKlayın!
Niçin SSVD Yapmak İstiyorum:
sezaryenden sonra normal doğum , sezaryenden sonra normal doğum olur mu , sezeryenden sonra normal doğum , hep sezaryen mi , doğam doğum, sezaryenin zararları , sezaryen olmak istemiyorum , doğuma hazırlık , bebek hazırlığı
4 Nisan 2016 Pazartesi
Niçin SSVD Yapmak İstiyorum?
İlk olarak kavramımızı açıklayalım çünkü “SSVD ne demek?” Diye soranlar olacak elbette. Sezaryen Sonrası Vajinal Doğum demek. Ne yazık ki ülkemizde çok az bilinmekte ve çok az kabul görmekte… İşte bu yazının asıl yazılış amacı da bu! Ne kadar çok SSVD’den bahsedersek; internette, sosyal medyada, yazılı-görsel medyada, arkadaş sohbetlerinde, watsup gruplarında SSVD hakkında konuşursak, zamanla pek çok kişi bunu öğrenecek. Belki başta “Ne saçma şey, olur mu hiç sezaryenden sonra normal doğum?” diyerek reddedecekler, ama zamanla bunun gayet makul ve uygulanabilir olduğunu anlayacaklar.
İkinci hamileliğimde konuştuğum çoğu insan ilk kez duyuyordu, sezaryen sonrası normal doğumun mümkün olabileceğini. Kimileri şaşırıyordu SSVD isteğime. Anlayamıyorlardı bu isteğimi, hala da tam olarak anlayacaklarını sanmıyorum. Nasıl anlatılır… Bilemiyorum. Aslında bu yazıyı biraz da bu yüzden yazdım. Kendim de anlamak için.
A- Öncelikle Allah’ın kainatı muazzam bir düzen ve mükemmellikte yarattığına inanıyorum. Şimdi burada sonsuz örnekler vermeye gerek yok, hepimiz her an şahit olabiliriz muhteşem ahenge. Kainat kimin için yaratıldı? Cevap: insan için. Eşrefi Mahlukat yani en şerefli yaratık kim? Cevap: İnsan.
Şimdi buradan hareketle bir ve iki diyelim:
1- Öyleyse insanın devamlılığını sürdürmesi gerekiyor. Çünkü evrende başrol oyuncusu; İNSAN. Dünya, uzay, hatta cennet cehennem dahi insan için var çünkü. İnsanoğlunun devamı için doğumun olması gerekiyor. Bütün havyalar dış müdahaleye gerek duyulmaksızın doğum yaparken, insan bunu neden yapamasın? Tamam insan ve hayvan farklı, en basitinden hayvan doğunca kıyafet giymez, insan giyer. Ama yine de insanın DOĞURABİLİR kabiliyette olması gerekiyor evrendeki düzene göre.
2- Yaklaşık 40 hafta, 280 gün süren hamilelik boyunca kadınlar günlük yaşamlarına devam ediyorlar. Tamam bazı hareketleri kısıtlanıyor belki, yeme içmelerine de özen gösteriyorlar ama bu çabaların hiç biri, sıfırdan bir insanın vücut bulmasına yetecek şeyler değil. Anne yoğurt yiyor, kalsiyum hoop bebek için gerekli yere gidiyor, anne köfte yiyor protein hoop ilgili yere gidiyor. Ay ay hatta hafta hafta takip ediyoruz bebeğin karnımızdaki gelişimini, çok şükür bir sıkıntı yoksa zaten tıkır tıkır işliyor süreç… Yok bu hafta göz kapakları yaratıldı, yok bu hafta böbrekler çalışmaya başladı, aa artık bebeğiniz sesleri duyabiliyor derken derken haftalar ilerliyor. Madem böyle yolunda bir ilerleyiş var, son anda sorun çıkması neden, doğum yapamamak neden?
B- Hem “eskiden sezaryen mi varmış?” Şuan da sezaryenzede olan bütün arkadaşlarım ve ben normal doğum ile dünyaya gelmişiz. 1980ler kuşağı diyelim kısaca. Bizim anne ve babalarımız da normal şekilde dünyaya gelmiş. Bize gelince nolmuş???
1- Şimdi şöyle itirazlar gelecek, ama eskiler sağlıklı besleniyordu, tarlada tapanda çalışıyordu, bizim vücudun dengesi bozuldu hormonlu yemekten, hareketsiz hayattan vb. Bir yere kadar tamam, kabul edilebilir gerekçeler ama hep mi Türkiye’deki kadınların sistemi bozuldu? Başka ülkelerde yani hem batıda hem doğuda hala kadınlar çatır çatır doğum yapıyor! Hep mi bize gelmiş hormonlu meyvalar??
2- Bir diğer muhtemel itiraz da şu: Eskiden bebek ve anne ölümleri çok oluyormuş. Tamam bu da bir yere kadar kabul edilebilir. Ama şu anki sezaryen oranına bakarsak, tarihin hiçbir zamanında bu kadar büyük sayıda anne-bebek ölümleri gerçekleşmemiştir sanırım! Çevremde bir iki istisna hariç arkadaş ve akrabalarım özel hastanede sezaryen olduk. Bu hesaba göre bizim veya bebeklerimizin ölmesi veya kalıcı hasar oluşması gerekiyordu ki bu benim çevremde yüzde 80 gibi bir oran…
Kısacası:
Allah’ın kadını DOĞUM YAPABİLİR olarak yarattığını, bu fıtrata müdahale edilmemesi gerektiğini düşünüyorum.
Allah’ın verdiği bu doğal hakkımı kullanmak istiyorum.
Her anımızın kimyasal/ fabrikasyon/ sentetik vb. ile kuşatıldığı bu kapitalist dünyada bebeğimin dünyaya ilk adım atışının olabildiğince DOĞAL olmasını istiyorum.
Yaşamımı mümkün mertebe sağlıklı geçiren bir insan olarak, durduk yere kesilip biçilmek, ameliyathane ortamını teneffüs etmek istemiyorum.
İlk doğumumu bir şekilde sezaryen yaptığım/ yaptırıldığım için sonraki bebeklerde buna mecbur edilmeyi reddediyorum.
Belki burada yazamadığım başka nedenler de var…
SSVD bir lüks değildir, şımarıkça bir istek hiç değildir. Her sezaryen olmuş annenin hakkıdır!
Benden bu kadar şimdilik. Ama SSVD hakkında yazacaklarım var daha…
SSVD'ye destek için İMZA KAMPANYASINA KATILIN! TIK TIK
SSVD nedir? Niçin SSVD? Sezaryen sonrası normal doğum yapılır mı? Sezaryen sonrası hep mi sezaryen olmak zorunda? sezaryenden sonra normal doğum , sezaryenden sonra normal doğum olur mu , sezeryenden sonra normal doğum , hep sezaryen mi , doğam doğum, sezaryenin zararları , sezaryen olmak istemiyorum , doğuma hazırlık , bebek hazırlığı
27 Haziran 2014 Cuma
Çocuğum Doğum Günü Pastası İçin Ağlasın İstiyorum!
Oğlumun diş bulgurları için kendi hazırladığım süsler. Ve fotoğrafla tezat yazımız başlıyor...
Sanal alemde şahit olup uzun süredir beni rahatsız eden bir durum var. Önceleri “Olabilir, neden olmasın, kendi tercihleri sonuçta, heveslenmişler yapmışlar” şeklinde yorumladığım bu hadiseler artık ürkütücü noktalara gelmekte nicelik ve nitelik açısından. Neden mi bahsediyorum? Çağımız annelerinin çocukları için düzenlediği “doğum günü, baby shower, dişim çıktı” türü organizasyonlarından. Elbette insanlar kendileri için ‘dünyalardan değerli’ olan evlatlarının özel günlerini sevdikleriyle kutlamak isteyebilirler. Biraz şıklık olsun diye dekorasyona, sunuma önem verebilirler. Misfirlerini ağırlamak için pasta, börek yapabilirler… Ama ne yazık ki olay farklı boyutlara doğru koşuyor.
1- Evvela bu organizasyonların BİRİCİK EVLATLAR için değil bizzat ebeveynin kendisi için yapıldığını düşünüyorum. Kendimden biliyorum. Benim oğlanın 3. doğum günü geçti ve hala DOĞUM GÜNÜ olayını idrak edebilmiş değil. Ne zaman pasta alsak veya yapsak mutlaka zorla mum yaktırıp, üflemeye çalışıyor. Kısacası ona her gün doğum günü. Dolayısıyla abartılı kutlamalara sahne olan BİR YAŞ doğum günlerde çocuğun hadiseyle alakası yok. Fotoğraflara bakarsanız gayet net anlarsınız kasteddiğimi. Fotodaki tüm insanlar gülümseyerek poz verirken tütüler içerisindeki kızcağız veya papyonlu oğlancık ya ağlamakta ya da şaşkın şaşkın bakmaktadır. Dolayısıyla bu organizasyonu anne bizzat kendisi için yapmaktadır. Peki anne bunu niçin yapmaktadır?
1.a. Annelik göstergeci olarak: Benim bir yavrum var çok da tatlı, zeki, güzel vb. Ve ben onu çok seven, ona çok iyi annelik yapan bir kadınım. Ahan da bu da ispatı. Bakın neler neler yaptım, hepsi evladım için! Kendim için bir şey istiyorsam namerdim…
1.b. Ele güne karşı: Şimdi komşu yaptı, yeğen yaptı, iş arkadaşım yaptı, ben yapmasam olur mu hiç? Benim neyim eksik?
2- Mütevazi bir şekilde evin süslenmesi normal karşılanabilir. Ama ne yazık ki tamamen İSRAF kategorisine girecek şekilde abartılı süslemeler yapılıyor hatta profesyonellerden bu konuda yardım alınıyor, bir ton para harcanıyor. Hani maksat eş dost vakit geçirmekti, ne gerek ver bu abartılara?
3- İşin iyice rengi değişmeye, suyu çıkmaya başlıyor. Çünkü insan nefsinde bulunan ve bizi kimi zaman alt eden DAHA FAZLASINI İSTEMEK, AZIYLA YETİNMEMEK, FARKLI OLMAK, ALTTA KALMAMAK duyguları kamçılanıyor sürekli. Böyle bir organizasyona katılıyorsunuz veya zaten aktif bir internet kullanıcısı iseniz bu tür ortamlara yüz kere gitmiş kadar oluyorsunuz. Ve bunlar sizin de nefsinizi körüklüyor. Yapılagelen İSRAFlar yeni İSRAFlara davetiye çıkarıyor.
Burada İSRAF demişken biraz daha açalım. Yukarıda yazdığım gibi abartılı SÜSLEMELER israf, abartılı YEMEK hazırlıkları israf, bu organizasyonu yapmak için harcanan VAKİT günler belki haftalar israf, beynin ve kalbin bununla MEŞGUL olması israf…
4- Doyumsuz çocuklar yetiştirmenin daha güzel bir yöntemi olamaz herhalde. Şu an elbirliğiyle bebelerimizi nasıl doyumsuz yaparızın peşine düşmüşüz sanki… Biz ilkokulda falanken annemize yalvarır, doğum günü pastası yapmasını isterdik. Eğer bir pastamız olursa bizden mutlusu yoktu. Şimdi çocuklarımızın elinden bu mutluluğu alıyoruz… Onlara ARMUT PİŞ AĞZIMA DÜŞ SAPI DA YUKARI GELSİN yapıyoruz. Bırakalım biraz onlar da bize yalvarsın doğum günü pastası için, biz de nazlanalım biraz… Zor ulaşsınlar ki, kıymeti olsun.
5- Bir de hadisenin dinî boyutu var. Benim çocukluğumda muhafazakar aileler pek hoş bakmazdı doğum gününe. Kimi aileler asla kabul etmez, kimisi GAVUR ADETİ diye mum üfletmez, kimi de bir gün sonra kutlardı yine gavur adeti olmasın diye…Nerdeeen nereyeeee??? Gerçekten NEREYE?
6- Bir de doğum gününe katılan diğer çocukları düşünün… Onların nasıl imreneceğini, aynısını ailelerinden talep edeceğini… Eğer aileleri bunu gerçekleştirmezse yaşayacakları hayal kırıklığını. Ve eğer ki aileleri daha da güzelini gerçekleştirirse tavan yapacak olan egolarını…
7- Tüketim çılgını olduğumuz, kapitalizmin oyununa geldiğimiz vb. konularına ise hiç değinmiyorum...
Vel hasılı kelam… Naçizane düşüncem eş dost arasında MAKSAT MUHABBET OLSUN merkezli organizasyonlar elbette yapılabilir. Ama dikkat, aman dikkat…İsrafa kaçamadan, gösterişe kaçmadan…
NOT: Fotoğraftan anlaşıldığı üzere itiraf ediyorum, ben de yaptım. Ama bi sorun neden yaptım :). Ben safiyane duygularla bu süsleri hazırladığımda daha iş çığırından çıkmamıştı. Pişman mıyım? Hayır. Peki bir daha yapar mıyım? Bilmiyorum.
15 Mart 2012 Perşembe
Biz Hala Konforlu, Sıcak Evimizdeyiz Ya Başkaları?...
İlk defa bir habere karşısında bu kadar acı hissettim, suçluluk hissettim!
26 yaşındaki anne çocukları üşüyor. Elindeki 6 lira ile odun almaya gidiyor… Araba lastiğini kesip yakmaya çalışıyor olmuyor… Oğlunun eline ısınması için saç kurutma makinasını verip yan odada kendini asıyor. 2 çocuk, biri yedi aylık! Masum her şeyden habersiz uyuyor…
Bu olaydan hepimiz sorumluyuz! Tüm Türkiye hatta tüm dünya! Ve belki bu olayın benzerleri yaşanıyor pek çok yerde! Biz ise keyfimizde sefamızdayız. Kaloriferli evlerimizde, kablosuz internetimizden bloglarımızı güncelliyoruz……..
Allah affeder bu anneyi inşallah. Ben affedeceğini ümit ediyorum. Evet intihar affı olmayan bir suçtur ama ben o esnada o gencecik annenin bir kriz anı yaşadığını, aklının başında olmadığını düşünüyorum! Aklı başında olmayanın ise günahı olmaz güzel dinimizde. Başka türlüsü olmaz zaten! Sana muhtaç iki çocuk, soğuk ev, üç gündür yemek pişmemiş, elde var altı lira! Rabbim taksiratını affetsin! Evlatlarına hayırlı bir gelecek nasip etsin inşallah!
BEN NE YAPABİLİRİM Kİ? mi diyoruz? Evet belki direkt o anneye ulaşamazdık, ondan haberdar olmazdık ama onun benzerlerine ulaşabiliriz! Ve Allah bize sorar ahrette SOĞUKTAN AĞLAYAN BEBEKLER VARKEN SEN EVİNİ DEKOR ETMENİN PEŞİNDEYDİN diye…. Hesabımız zor hem de çooook zor!
Sadaka, sadaka, sadaka! Bol bol, çok çok, canımızı acıtasıya vermemiz lazım! Nefsimize ağır gelmesi lazım! Kendimizi zorlaya zorlaya vermemiz lazım. İçimizden bir sesin BU KADAR ÇOK VERME! diye çırpınması lazım! Belki ihtiyaçlarımızdan vazgeçercesine vermemiz lazım! …. Ki o zaman belki hesabımız az biraz kolaylaşır…
Bu hadiseden hepimiz tek tek sorumluyuz! Kimse kendini masum hissetmesin!
27 Ocak 2012 Cuma
En Zor Meslek! 7/24
Annelik kutsal bir görev kesinlikle. "Cennet annelerin ayakları altındadır." buyurmuş Sevgili Rasul.
Tüm bunlara rağmen soruyorum " Bu çocuklar annelerinin üzerine mi zimmetli?" Yani tek sorumlu, tek görevli anne mi? Öyleyse silsinler nüfus cüzdanından BABA ADInı?
Annelerin çocuklarına gerçekten kaliteli ve keyifli annelik yapabilmeleri için annenin yükünün hafifletilmesi lazım. İyice bunalan anne bu gerginliğini çocuğuna da yansıtıyor elinde olmadan. Tamam anneler çalışmasın, çocuklarına vakit ayırsın ama maddi ve manevi olarak aç olan anneden ne kadar annelik yapması beklenebilir ki?
Akşam eve gelen kocanın az biraz empati yapıp " Bu kadın tüm gün bu çocukla boğuşuypr, biraz onu rahatlatayım." diye düşünmesi lazım. İnsaf, vicdan bunu gerektirir! Babalık bizim memlekette otorite olmak, emir yağdırmak, hesap sormak olarak algılanıyor sadece!
"Niye bu çocuğa yelek giydirmedin?", " Neden düştü?", " Neden su içirmedin?" vb. Aman iyiki kocalar var da bize bunları söylüyorlar, yoksa bizim aklımıza hiç su içirmek, yelek giydirmek gelmezdi... Bunu diyesiye kadar sen yap be adam! Elin var kolun var!
Yazdıklarımın hepsi direkt benle alakalı değil, elbette abartılarım var. Ben bunların (çok şükür ki) daha hafifini yaşıyorum ve biliyorum ki bu duyguları çok şiddetli yaşayan binlerce kadın var! Sonra da ne mi oluyor 40-50 yaşlarındaki tüm kadınlarımız depresyonda, ilaç kullanıyor! Bunların acısı sonradan bir güzel çıkıyor...
Dinimizce çocuk sahibi olmak destekleniyor, Başbakan en az 3 tane diyor, ben de can-ı gönülden bunu destekliyorum. AMA... Olayın pratiği hiç de öyle değil! Yine tekrarlıyorum bu çocuk benim üzerime "zimmetli" değil! Ben bir insan, bir kul, bir vatandaş yetiştiriyorum. Belkide geleceğin büyük adamını yetiştiriyorum ve bunun için bana -yani tüm annelere- erkekler, akrabalar ve hatta devlet destek olmak zorunda! Anneyi rahatlatıcı, sosyal ihtiyaçlarını karşılayıcı imkanlar sağlamak zorunda!
Yoksa ne mi olur? Kadın 5 tane doğum yapar, ama kendisi sağlıklı bir ruh haline sahip olmadığı için çocukları sahipsiz, ilgisiz, başıboş büyür gider...
Ya da benim düşündüklerimi düşünür, kendini destekleyici güç bulamaz ve " Ben ancak bir tane ile baş edebilirim, hadi en fazla iki! " der.
Bir bakın etrafınıza, ikiden fazla çocuk sahibi olan kaç kişi var? Aklın yolu bir, demek ki herkes benim gibi düşünmüş!
Tüm bu gerçeklere rağmen ben yine de ümitliyim bakalım... İnsanlardan yardım bekleyen boşa bekler, tek yardımcımız Allah! Bizi ayakta tutan da bu iman gücü zaten!
Yine anneye dinlenme fırsatı sunan Yüce Yaratıcı! Bebek 1-2 saat uyuyor da az biraz kendimize geliyoruz. Şu an olduğu gibi kendimize özel birşeylere zaman ayırabiliyoruz.
Bir diğer dinlenme zamanı da emzirirmek! Hem oturuyorsun, en güzeli de bebek hareket edemiyor! ( tabi sürekli kolunu, bacağını sallıyor da o kadar da olur artık...) Kıpır kıpır bir oğlanın annesi olarak, ben çok dinleniyorum o esnada.
Yine Rabbimiz yardıma koşuyor yani!
11 Ağustos 2011 Perşembe
Sadece Muhammed mi?
Bebeğimize isim koymak için elbette çok düşündük, peygamber ve sahabe isimleri, peygamber çocukları vb.
Eşim iki isim olmasını istemiyordu. Ben de iki isimli biri olarak bunun zorluğunu bildiğim için, iki isim üzerinde ısrarcı olmadım. Bir de eşim alışıldık, klasik bir isim istiyordu…
Listeler hazırladım, isimlere puanlar verdim. Kulağa gelişi güzel olsun, soyadı ile uyumlu olsun, manası güzel olsun, söylenişi kolay olsun, ilerde büyük adam olunca makamına yakışsın vb.
Aklımda en başından beri “Muhammed” adı vardı. Hz. Peygamber’e bir vefa borcu gibi, onun ümmeti olmanın bir gereği gibi hissediyordum içten içe bunu.
İsim koyma sürecinde öncelikle bebeğe verilen ismin Allah katındaki manevî mes’uliyetini hissetim. Mahşer günü Yüce Allah “ Niçin bu ismi koydun?” dediğinde verebileceğim makul ve geçerli bir cevap olmalıydı.
Daha sonra evladım bir ömür boyu o isimle anılacak, ismi onun ayrılmaz bir parçasın olacaktı. Çocuğa konulan ismin onun psikolojisini, karakterini etkilediğine inanıyorum. Bir kişiye 40 kez deli dersen deli olur misali… Öyle bir isim koymalıydım ki benim evladım örnek bir müslüman olmalıydı, birinci vasfı zekası, gücü vb. değil güzel ahlakı olmalıydı…
Çocuğum bir ortama girdiğinde belki isminden dolayı kabul görecek veya dışlanacaktı… Evet ne yazık ki ülkemiz hala bunları aşabilmiş değil. İskender Pala’nın 28 Şubat sürecini anlatan kitabında “adı Muhammed olanların askerî okula alınmadığını” okuyunca kesin kararımı verdim isim hususunda. Eğer birileri, bir ortamda benim evladımı adı “Muhammed” diye dışlayacaksa, ben bundan bilakis memnun olurum. O zihniyette insanların arasında yeri olmamalı benim oğlumun!
Niçin çocuklara meşhur, büyük kimselerin adı konulur? Onları örnek alsınlar, onlar gibi olsunlar diye. Peki bu dünyada gelmiş gelecek en güzel ahlaklı, en hoş görülü, en İNSAN, en takva sahibi, en merhametli, Allah’ın en sevdiği, Habîbi kim? Cevap hepimizce malum: Hz. Muhammed! Öyleyse ben bebeğime nasıl başka bir isim koyayım?
İsimler üzerinden gidersek mesela MERT güzel bir isim, ben de isterim ki evladım mert olsun. Ama sadece MERT olması yeterli mi? Mertlik ahlakî özelliklerden sadece birisi… Veya CESUR veya ÇAĞDAŞ veya SADIK veya ARİF vb. Bunların hepsi güzel hasletler ama tüm bunlar Hz. Peygamberimizde bulunan özellikler zaten. Yani ben gelmiş gelecek en mükemmel insanı örnek alması duasıyla koydum bu ismi.
Dua demişken sözlü ve fiilî dua vardır. İşte ben Muhammed ismini koyarak aynı zamanda fiilî olarak dua da etmekteyim. Rabbim sen benim evladımı Hz. Muhammed’in ahlakıyla ahlaklandır diye. ( Amîn!)
Bizim ülkemizde Muhammed ismi pek konulmuyor, koyyana da pek hoş bakılmıyor. Bunun iki nedeni var.
Birisi çocuk bu ismi taşıyamazmış ! ! ! % & ? Ne demekse artık? Niye taşıyamasın? Rabbimiz bize örnek olarak bir insanı, bir beşeri peygamber olarak göndermedi mi? İşte size calı kanlı bir örnek, işte böyle yaşayın emirlerimi demedi mi? Belki Hz. Peygamber gibi olmayız, onun seviyesine ulaşamayız ama amacımız hep ona ulaşmak olmalı değil mi?
Hz. Peygamber’e saygısızlık olmasın diye, Muhammed’in yanına başka bir isim koyma geleneği var bir de… Muhammed ismini koyan ana-babanın veya o adı taşıyan kimsenin (haşâ) Hz. Muhammed( s.a.v.) ile kendini mukayese etmesi, (haşâ) kendini ona eş görmesi mümkün mü? Elbette değil. Öyleyse niye saygısızlık olsun ki?
Bir de bizim atalarımız yani Osmanlı edepte, hürmette, saygıda bir numara! Onun için Muhammed adını Mehmet olarak kullanmışlar. Onların bu hürmetini anlamakla ve takdir etmekle beraber 2011 yılında bunu anlayacak düşünce ve hayat tarzının kalmadığını düşünüyorum.
Biz uçan bir Peygamber tasavvuruna sahibiz ne yazık ki. Onun için Efendimizin adını evlatlarımıza veremiyoruz, onu yaşamımıza dahil edemiyoruz. Hz. Muhammed’i pazarda gören “ Çarşıda alış-veriş yapan Peygamber mi olurmuş?” diyen kafirler ile aynı görüşü mü paylaşıyoruz yoksa??? Evet, Hz. Peygamber alış-veriş yapardı. Çünkü O da bizim gibi bu hayatı yaşıyordu. Ve hayatın tam içinde olarak bize örnek oluyordu. Onun sayesinde biz “ Bir müslüman nasıl alış-veriş yapar?” ın cevabını öğrendik.
Bir eleştiri de şu: Eğer birileri oğluma kötü söz söylerse
1) Hz. Peygambere hakaret olurmuş.
2) Kötü sözü söyleyene günah olurmuş.
Cevap:
1) Hz. Peygambere niçin hakaret olsun? Orada kimin kastedildiği ayan beyan ortada zaten. Öyleyse Ali koyma Hz. Ali’ye hakaret olur, Adem koyma Hz. Adem’e hakaret olur, Mustafa Kemal koyma Atatürk’e hakaret olur… Var mı böyle bir mantık? Ne koyucaz öyleyse? Kimseye hakaret olmasın diye Toprak, Cenk, Yıldırım mı?
2) Kötü sözü söyleyene günah olurmuş. Evet doğru hem de çook günah olur. Ama adı Muhammed olduğu için değil. Bir insana adı, dini, ırkı ne olursa olsun kötü söz söylenmemeli, küfür edilmemelidir zaten! Adı “Muhammed” olan bir kişiye yapılan hakaretle adı “Saldıray” olana yapılan hakaret benim nezdimde aynıdır! İkiside kötüdür, günahtır, olmamalıdır! Burada önemli olan isim değil, o ismi taşıyan İNSANdır. Ve insan Rabbin huzurunda çok kıymetlidir.
Pekiii ya ilerde oğlum ismini beğenmezse, ( Allah muhafaza) benim düşlediğimin dışında bir hayat tarzını benimserse ne olacak???? Hiç bir şey!!! Ben hangi ismi koyarsam koyayım onun ilerde beğenip beğenmeyeceğini, nasıl bir yaşam süreceğini bilemem. Yüzlerce isim var! Eğer beğenmezse açsın mahkeme değiştirsin, hiç de tınlamam, gurur meselesi yapmam, sütümü helal etmem duygusallığına girmem. O da bir insan, kendi kararını verebilmeli. Ben bu kadar yazı yazdım “niçin adını Muhammed koyduğumu” gerekçeleriyle açıkladım, eğer o da benim yaptığım gibi düşünüp taşınıp gerekçeli bir karar ile adını değiştirmeyi isterse bana sadece saygı duymak kalır. ( Bu yazının çıktısını alıp saklayayım bari belge niteliğinde )
Tüm bu düşüncelerime rağmen konu hakkında dinî dayanağım olsun istedim. Birinci dayanağım Türkiye dışı ülkelerde binlerce Muhammed isminin oluşuydu. Bir yanlış üzerinde bunca müslümanın ittifak etmesi mümkün değildi çünkü. İkinci olarak ise fetvasına güvendiğim şu linkteki açıklama:
http://www.sorularlaislamiyet.com/article/9326/muhammed-ismi-koyma.html
Oğlumun adını soran hemen herkes aynı tepkiyi veriyor: “ Sadece mi Muhammed?” EVET, işte bu saydığım gerekçelerden ötürü oğlumuzun adı MUHAMMED, SADECE MUHAMMED! İsmi ile müsemmâ olur inşallah! ( amîn).
Yazıya başlarken bu kadar uzun süreceğini tahmin etmemiştim. Bu da gösteriyor ki ben evladıma ismini “ kayınpederimin adı olduğu için değil”, “ sevdiğim artizin ismi olduğu için değil.”, “ söylenişi hoşuma gittiği için değil”, “sağdan soldan ŞUNU KOY dedikleri için değil” müslüman bir ana- babanın evladına karşı ilk sorumluluğunu yerine getirme gayretiyle koydum/ koyduk. ( bu süreçlere eşim de dahil elbette. )
Anahtar kelimeler:
muhammed ismini koymak günah mı
muhammed isminin yanına yakışan isimler
hz. muhammed ismi çocuklara konulur mu öğrenmek istiyorum
muhammed adı tek konulur mu
muhammed ikinci isim
muhammed ismi koymak caiz mi
muhammed ismi koymak günahmı
bebeklere muhammed ismi koymak
muhammed ismi tek konulurmu
Eşim iki isim olmasını istemiyordu. Ben de iki isimli biri olarak bunun zorluğunu bildiğim için, iki isim üzerinde ısrarcı olmadım. Bir de eşim alışıldık, klasik bir isim istiyordu…
Listeler hazırladım, isimlere puanlar verdim. Kulağa gelişi güzel olsun, soyadı ile uyumlu olsun, manası güzel olsun, söylenişi kolay olsun, ilerde büyük adam olunca makamına yakışsın vb.
Aklımda en başından beri “Muhammed” adı vardı. Hz. Peygamber’e bir vefa borcu gibi, onun ümmeti olmanın bir gereği gibi hissediyordum içten içe bunu.
İsim koyma sürecinde öncelikle bebeğe verilen ismin Allah katındaki manevî mes’uliyetini hissetim. Mahşer günü Yüce Allah “ Niçin bu ismi koydun?” dediğinde verebileceğim makul ve geçerli bir cevap olmalıydı.
Daha sonra evladım bir ömür boyu o isimle anılacak, ismi onun ayrılmaz bir parçasın olacaktı. Çocuğa konulan ismin onun psikolojisini, karakterini etkilediğine inanıyorum. Bir kişiye 40 kez deli dersen deli olur misali… Öyle bir isim koymalıydım ki benim evladım örnek bir müslüman olmalıydı, birinci vasfı zekası, gücü vb. değil güzel ahlakı olmalıydı…
Çocuğum bir ortama girdiğinde belki isminden dolayı kabul görecek veya dışlanacaktı… Evet ne yazık ki ülkemiz hala bunları aşabilmiş değil. İskender Pala’nın 28 Şubat sürecini anlatan kitabında “adı Muhammed olanların askerî okula alınmadığını” okuyunca kesin kararımı verdim isim hususunda. Eğer birileri, bir ortamda benim evladımı adı “Muhammed” diye dışlayacaksa, ben bundan bilakis memnun olurum. O zihniyette insanların arasında yeri olmamalı benim oğlumun!
Niçin çocuklara meşhur, büyük kimselerin adı konulur? Onları örnek alsınlar, onlar gibi olsunlar diye. Peki bu dünyada gelmiş gelecek en güzel ahlaklı, en hoş görülü, en İNSAN, en takva sahibi, en merhametli, Allah’ın en sevdiği, Habîbi kim? Cevap hepimizce malum: Hz. Muhammed! Öyleyse ben bebeğime nasıl başka bir isim koyayım?
İsimler üzerinden gidersek mesela MERT güzel bir isim, ben de isterim ki evladım mert olsun. Ama sadece MERT olması yeterli mi? Mertlik ahlakî özelliklerden sadece birisi… Veya CESUR veya ÇAĞDAŞ veya SADIK veya ARİF vb. Bunların hepsi güzel hasletler ama tüm bunlar Hz. Peygamberimizde bulunan özellikler zaten. Yani ben gelmiş gelecek en mükemmel insanı örnek alması duasıyla koydum bu ismi.
Dua demişken sözlü ve fiilî dua vardır. İşte ben Muhammed ismini koyarak aynı zamanda fiilî olarak dua da etmekteyim. Rabbim sen benim evladımı Hz. Muhammed’in ahlakıyla ahlaklandır diye. ( Amîn!)
Bizim ülkemizde Muhammed ismi pek konulmuyor, koyyana da pek hoş bakılmıyor. Bunun iki nedeni var.
Birisi çocuk bu ismi taşıyamazmış ! ! ! % & ? Ne demekse artık? Niye taşıyamasın? Rabbimiz bize örnek olarak bir insanı, bir beşeri peygamber olarak göndermedi mi? İşte size calı kanlı bir örnek, işte böyle yaşayın emirlerimi demedi mi? Belki Hz. Peygamber gibi olmayız, onun seviyesine ulaşamayız ama amacımız hep ona ulaşmak olmalı değil mi?
Hz. Peygamber’e saygısızlık olmasın diye, Muhammed’in yanına başka bir isim koyma geleneği var bir de… Muhammed ismini koyan ana-babanın veya o adı taşıyan kimsenin (haşâ) Hz. Muhammed( s.a.v.) ile kendini mukayese etmesi, (haşâ) kendini ona eş görmesi mümkün mü? Elbette değil. Öyleyse niye saygısızlık olsun ki?
Bir de bizim atalarımız yani Osmanlı edepte, hürmette, saygıda bir numara! Onun için Muhammed adını Mehmet olarak kullanmışlar. Onların bu hürmetini anlamakla ve takdir etmekle beraber 2011 yılında bunu anlayacak düşünce ve hayat tarzının kalmadığını düşünüyorum.
Biz uçan bir Peygamber tasavvuruna sahibiz ne yazık ki. Onun için Efendimizin adını evlatlarımıza veremiyoruz, onu yaşamımıza dahil edemiyoruz. Hz. Muhammed’i pazarda gören “ Çarşıda alış-veriş yapan Peygamber mi olurmuş?” diyen kafirler ile aynı görüşü mü paylaşıyoruz yoksa??? Evet, Hz. Peygamber alış-veriş yapardı. Çünkü O da bizim gibi bu hayatı yaşıyordu. Ve hayatın tam içinde olarak bize örnek oluyordu. Onun sayesinde biz “ Bir müslüman nasıl alış-veriş yapar?” ın cevabını öğrendik.
Bir eleştiri de şu: Eğer birileri oğluma kötü söz söylerse
1) Hz. Peygambere hakaret olurmuş.
2) Kötü sözü söyleyene günah olurmuş.
Cevap:
1) Hz. Peygambere niçin hakaret olsun? Orada kimin kastedildiği ayan beyan ortada zaten. Öyleyse Ali koyma Hz. Ali’ye hakaret olur, Adem koyma Hz. Adem’e hakaret olur, Mustafa Kemal koyma Atatürk’e hakaret olur… Var mı böyle bir mantık? Ne koyucaz öyleyse? Kimseye hakaret olmasın diye Toprak, Cenk, Yıldırım mı?
2) Kötü sözü söyleyene günah olurmuş. Evet doğru hem de çook günah olur. Ama adı Muhammed olduğu için değil. Bir insana adı, dini, ırkı ne olursa olsun kötü söz söylenmemeli, küfür edilmemelidir zaten! Adı “Muhammed” olan bir kişiye yapılan hakaretle adı “Saldıray” olana yapılan hakaret benim nezdimde aynıdır! İkiside kötüdür, günahtır, olmamalıdır! Burada önemli olan isim değil, o ismi taşıyan İNSANdır. Ve insan Rabbin huzurunda çok kıymetlidir.
Pekiii ya ilerde oğlum ismini beğenmezse, ( Allah muhafaza) benim düşlediğimin dışında bir hayat tarzını benimserse ne olacak???? Hiç bir şey!!! Ben hangi ismi koyarsam koyayım onun ilerde beğenip beğenmeyeceğini, nasıl bir yaşam süreceğini bilemem. Yüzlerce isim var! Eğer beğenmezse açsın mahkeme değiştirsin, hiç de tınlamam, gurur meselesi yapmam, sütümü helal etmem duygusallığına girmem. O da bir insan, kendi kararını verebilmeli. Ben bu kadar yazı yazdım “niçin adını Muhammed koyduğumu” gerekçeleriyle açıkladım, eğer o da benim yaptığım gibi düşünüp taşınıp gerekçeli bir karar ile adını değiştirmeyi isterse bana sadece saygı duymak kalır. ( Bu yazının çıktısını alıp saklayayım bari belge niteliğinde )
Tüm bu düşüncelerime rağmen konu hakkında dinî dayanağım olsun istedim. Birinci dayanağım Türkiye dışı ülkelerde binlerce Muhammed isminin oluşuydu. Bir yanlış üzerinde bunca müslümanın ittifak etmesi mümkün değildi çünkü. İkinci olarak ise fetvasına güvendiğim şu linkteki açıklama:
http://www.sorularlaislamiyet.com/article/9326/muhammed-ismi-koyma.html
Oğlumun adını soran hemen herkes aynı tepkiyi veriyor: “ Sadece mi Muhammed?” EVET, işte bu saydığım gerekçelerden ötürü oğlumuzun adı MUHAMMED, SADECE MUHAMMED! İsmi ile müsemmâ olur inşallah! ( amîn).
Yazıya başlarken bu kadar uzun süreceğini tahmin etmemiştim. Bu da gösteriyor ki ben evladıma ismini “ kayınpederimin adı olduğu için değil”, “ sevdiğim artizin ismi olduğu için değil.”, “ söylenişi hoşuma gittiği için değil”, “sağdan soldan ŞUNU KOY dedikleri için değil” müslüman bir ana- babanın evladına karşı ilk sorumluluğunu yerine getirme gayretiyle koydum/ koyduk. ( bu süreçlere eşim de dahil elbette. )
Anahtar kelimeler:
muhammed ismini koymak günah mı
muhammed isminin yanına yakışan isimler
hz. muhammed ismi çocuklara konulur mu öğrenmek istiyorum
muhammed adı tek konulur mu
muhammed ikinci isim
muhammed ismi koymak caiz mi
muhammed ismi koymak günahmı
bebeklere muhammed ismi koymak
muhammed ismi tek konulurmu
8 Ağustos 2011 Pazartesi
BEBEK NASIL OLUYOR?

Bebek nasıl oluyor? Bunun cevabını bilmeyen yok. Spermin yumurtayı döllemesi ile tabii ki. İyi onu biliyorum da nasıl oluyor??? Sperm dediğin nedir ki? Bir vücut salgısı… Ter gibi, idrar gibi, sümük gibi… Peki yumurta ne ola? Ciğer gibi, bağırsak gibi birşey olsa gerek… E öyleyse BEBEK NASIL OLUYOR? Doğduğunda tüm uzuvları yerinde, saçı, kirpiği olan bir bebek… Ağlayan, emmeyi bilen bir küçük yaratık… Bebek aslında olmuyor; bebek, Yüce Yaratıcı Allahımız tarafından YA-RA-TI-LI-YOR!!!
Hamilelik boyunca anne adayı kafasına göre takılıyor, içeride olanlardan habersiz… İçerde ise 7/24 mesai devam etmekte… Her besin, vitamin, mineral bebeğin neresine gidecekse kendi yolunu bulup yerleşmekte… Anne sadece HAMİLE yani taşıyıcı yani HAMAL… Araplar bu kelimeyi güzel türetmişler cidden. Anne taşımaktan başka ne yapıyor ki??? Yapan, yaratan ALLAH!
Elbette annesin tüm dengesi değişiyor, hormanları altüst oluyor,ağırlaşıyor vs. Ama bunlar içeride hızla yaratılan, gelişen, tamamlanan bebeği hesaba katarsak kocaman bir HİÇ olarak kalır!
Eğer YARATICI o bebeğin yaratılmasına karar verdiyse anne tarlada çapa da yapsa, ağırlığınca yük de taşısa o bebek dünyaya geliyor. Anne az beslense de, az uyusa da, çok yorulsa da HÂLIK o bebeği yaratmaya devam ediyor… İşte o yüzden diyorum ki evet hamilelik çok zor bir dönem ama kusursuz bir yaratılışa ortam hazırlandığını düşünürsek çekilen cefanın abartılacak yanının olmadığı görülür.
“Allah’ı görmüyoruz” diyenlere en güzel cevap BEBEK! Anne- baba olup da Allah’ı inkar eden, hala Allah’ı görmediği söyleyen körlere diyecek söz bulamıyorum… Rab, Kur’an’da sık sık ne diyor “ Hiç mi düşünmezsiniz?” Ne yazık ki HİÇ düşünmeyenler var!
“Bu kuru kemikleri kim diriltecek? Nasıl diriltecek? ” diye Peygamberimize kafa tutanlara tokat gibi cevap bizzat Allah’tan geliyor. "De ki, 'Kim onları ilk kez yarattıysa onları yine O diriltecek. O her türlü yaratmayı bilendir." Yâsîn 79
Ben hiç müdahil olmadan içimde, bedenimde bir insanın yaratılışına hafta hafta, ay ay şahit oldum ya… Ağzı, dili, yanağı, kirpiği, parmağı, dirseği, tırnağı olan bir canlının bedenimden çıktığını gördüm ya… Artık diyecek bir sözüm yok…
Sadece ALLAHUEKBER diyebilirim; Rabbim sen en büyüksün, ne büyüksün!
Sadece LAİLAHE İLLALLAH diyebilirim; yoktur senden başka İlah, Tanrı, Yaratan, Var eden…
Sadece SÜBHANALLAH diyebilirim; tesbih ederim seni, yüceltirim, överim, tüm eksikliklerden münezzeh olduğunu haykırırım…
Ve EŞHEDÜ ENLA İLAHE İLLALLAH derim. Senin ilah olduğuna gözümle görmüş gibi şahitlik ederim!
Biliriz Allah, yaratıcıdır. Yediğimiz elmayı O yaratmıştır mesela. Ama biz o elmayı marketten aldığımız için pek de hissetmeyiz bu yaratılış mucizesini… Ama bebeğimiz öyle mi? Allah onun yaratılışını gözümüze soka soka gerçekleştirmektedir. Bunu görmemek için Kur’an’da bahsedilen gözlerine set çekilmiş, perde indirilmiş körlerden olmak lazım!
Ben bebeğimi kucağıma aldım ya artık şeksiz şüphesiz ahirete de inanırım, yeniden dirilmeye de, şehitlerin ölmediğine de, melekler de, mi’rac’a da… Bunların hiç birisi, içimde bir bebeğin yaratılmasından daha çok olağanüstü değil çünkü…
Dünyanın en bilgili, en alim biyologları gels eve ben onlara sorsam: “BEBEK NASIL OLUYOR?” Bilim insanları bu soruyu cevaplamak için paneller düzenlese, fotoğraflar, animasyonlar gösterse… Anlatsalar tüm bidiklerini… Hücreleri, hücre bölünmesini, döllenmeyi, kromozomları, DNA’yı… Benim aklım, mantığım, bünyem bunu anlamaz, anlayamaz, algılayamaz!!! Bu Rabbin en büyük mucizesidir, başka da söze hacet yoktur!
Tamam hücre vardır, döllenme vardır… Ama bunları kim var etmiştir? Hamileliğin 12. haftasında bebekte şunlar olur, 26. haftasında bunlar olur… İyi de bu planlamayı kim yapmıştır?
Artist artist gezen bilim insanlarının yaptığı / yapabildiği sadece, Allah’ın koyduğu kuralları/ işleyişi akılları erdiğince, az buçuk keşfetmektir.
Her bir hamilelik, her bir doğum tüm saniyeleriyle, tüm anlarıyla Allah’ın varlığına delildir. Her bir bebek tüm hücreleriyle Rabbin yaratıcılığının en somut kanıtıdır.
Cennet belki de bebeği vesilesiyle RABbini gerçekten tanıyan, O’nun gücünü, mükemmelliğini, isim ve sıfatlarını bebeği üzerinden gören annelerin ayakları altında olacaktır!
Allah’ın mucizelerine kayıtsız kalmamak, deve kuşu misali kafamızı toprağa gömüp kendimizi kör etmemek duasıyla…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




