“Peygamberi Görmek İçin” adlı çocuk ilahisini bu alanla ilgili çoğu kimse duymuştur. İlk duyduğumda melodisi çok hoşuma giden bu ilahide yolunda gitmeyen oldukça şey var ne yazık ki… Çocuklara hele ki okulöncesine din eğitimi vereceğiz diye öyle yanlış şeyler yapılıyor ki… Üzülmekten başka elimden bir şey gelmiyor. Kendi kendimi yiyorum. İşte bu yazı da bunun için. Önce ilahi (veya çocuk şarkısı da diyebiliriz) sözlerine bakalım:
Peygamberi görmek için
Peygamberi görmek için
Neler, neler, neler
Neler vermezdim
Harçlığımın yarısını
Yumurtamın Sarısını
Elmaların irisini
Hayır Hepsini
En sevdiğim oyuncağım
En sevdigim oyuncağım
Uçurtmam, yarış arabam
Güzel bebeğim
Sana Canım feda olsun
Sana Canım feda olsun
Gönlümün sultanı
Canım peygamberim
Bu şarkıyı kim yazmış? İsim olarak önemli değil kimin yazdığı ama güya çocuklarla empati yapıp onların dünyasına girdiğini zanneden, ama aksine tam bir yetişkin olarak hadiseye bakan biri yazmış. Neden mi?
1- Bu şarkının hedef kitlesi bence okulöncesi hadi diyelim 6-7 yaş bir de. Bu yaş çocuklar soyut düşünemezler. PEYGAMBERİ GÖRMEK gibi soyutun ötesi bir kavram için somut şeyleri feda edemezler. “Bana oyuncağını ver sana Allah’ın rızasını vereyim?” Gibi bir şey bu. Bunu hiçbir çocuk kabul etmez.
2- Belirttiğim gibi bu tamamen YETİŞKİN gözüyle yazılmış. Bir yetişkin için yarış arabası, güzel bebek ve hatta olay iyice zorlaştırılmış EN SEVİLEN OYUNCAK basit şeylerdir. Adı üzerinde OYUNCAKtır işte. Ama ya çocuk için? Çocuk için bunlar onun TÜM MAL VARLIĞIDIR! Dünyasıdır, en değer verdikleridir! Bunu tüm ebeveynler bilir sanırım. Yani bu şarkıyı yetişkinlere uyarlarsak
Peygamberi görmek için
Peygamberi görmek için
Neler, neler, neler
Neler vermezdim
Tüm banka hesabımı,
Son model arabamı,
İki katlı evimi,
Kariyerimi her şeyimi
Gibi bir şey olur….
3- E peki böyle bir yetişkin ilahisi olamaz mı? Olabilir elbette. Çünkü biz yetişkinler iş ciddiye varınca bazı şeyleri yapmaktan aniden vazgeçsek de işin edebiyatını iyi yaparız. CANIM SANA FEDA OLSUN deriz Allah için din için… Ama iş ciddiye gelince kaç kişi kalır bilemem??? Hacı Bayram Veli’nin meşhur kurban hikayesi gibi.
Demek istediğim yetişkinler edebiyat yapar. O yüzden bu onların ruh dünyasını fazla etkilemez belki. Ama bu yaş çocuklarında edebiyat, lafı evirme çevirme yoktur. Nettir onlar. Şarkıda eğer ki ELMALARIN İRİSİ verilecek deniyorsa o verilecektir. Çocuk buradaki her bir kelimeyi emir telakki eder. Ciddiye alır.
4- Çocuk bunu ciddiye alınca ne olur peki? Kolay kolay arabasından, bebeğinden vazgeçemeyecektir. Bu kez de kendini SUÇLU hissedecektir. KÖTÜ ÇOCUK olacaktır. Şimdi çocuğun düştüğü duruma bak… Arabasını verse bir türlü vermese bir türlü??? Az bir empati yapınca görülüyor ki gerçekten üzücü çocuk için.
5- Bunlar şarkının mana yönü bir de DİL yönüne bakalım. Zaten burası çok daha vahim. Bu yaş çocuğu deyimleri anlamaz. Sözün direk anlamına bakar. Ne diyor şarkı;
“NELER NELER VEMEZDİM” yani olumsuz. Çocuk bunu zaten “vermem “olarak anlar doğrudan. Buradaki mecazi anlamdan bihaber olarak… Böyle bakarsak en azından çocuk yukarıda yazdıklarımı yaşamamış olur. Çünkü şarkıyı şöyle anlar. “Peygamberi görmek için neler neler vermezdim. Harçlığım yarısını vermem. Yumurtanın sarısını vermem. Elmalar vermem…..” Çocuk dünyasında bunun karşılığı budur.
6- Ben bu düşünceleri geçen yaz değil ondan önceki yazdan beri düşünüyordum. Ama bireysel sohbetler dışında dile getirmedim. Ta ki oğlum bu düşüncelerimin hepsinin DOĞRULUĞUNU İSPAT EDENE KADAR. Sırf melodisi güzel diye oğluma söyledim birkaç kez. Oğlum 3.5 yaşında. Ezberi sıfır. Asla şarkıları ezberlemez, kendi cümleleri ile yorumlar… Birkaç gün sonra bir baktım kendi kendine şöyle diyor melodili olarak. “PEYGAMBERİ GÖRMEK İÇİN HİÇ BİRŞEY VERMEEEEM. HEPSİ BENİİİİM”.
Ahan da dedim oğlum benim doğruluğumu ispatladı! Ve bunu yazıp paylaşmak istedim.
Anneler ve eğitimciler olarak lütfen çocuklara yüklenmeyelim. Koca koca yetişkin halimizle yapmakta zorlandıklarımızı el kadar bebelerden beklemeyelim. Kaş yapalım derken göz çıkarmayalım.
NOT: Şarkını kafiyeleri, tekerleme tarzı söylenişi, melodisi, müzik kalitesi harika. İşte bunun için ayrıca üzgünüm. Bu deneli emek verilmişken neden böyle olsun? Yapımcılar da bu hususta daha dikkatli davranmalı. Çocuk edebiyatından ve psikolojisinden anlayan kimselerle çalışmalı en azından danışmanlık hizmeti almalı. Ben yaptım oldu diye bir şey yok artık. Kapandı o devirler…
Hayatı anlayarak yaşamaya çalıştığım bu dünyada, bir nevi yazarak olayları daha iyi anlamlandırma yeri burası benim için.Düşündüklerim, kendimce tespitlerim, olumlu ve olumsuz olarak etkilendiğim hadiseler...
psikoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
psikoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
13 Ekim 2014 Pazartesi
27 Ocak 2012 Cuma
En Zor Meslek! 7/24
Annelik kutsal bir görev kesinlikle. "Cennet annelerin ayakları altındadır." buyurmuş Sevgili Rasul.
Tüm bunlara rağmen soruyorum " Bu çocuklar annelerinin üzerine mi zimmetli?" Yani tek sorumlu, tek görevli anne mi? Öyleyse silsinler nüfus cüzdanından BABA ADInı?
Annelerin çocuklarına gerçekten kaliteli ve keyifli annelik yapabilmeleri için annenin yükünün hafifletilmesi lazım. İyice bunalan anne bu gerginliğini çocuğuna da yansıtıyor elinde olmadan. Tamam anneler çalışmasın, çocuklarına vakit ayırsın ama maddi ve manevi olarak aç olan anneden ne kadar annelik yapması beklenebilir ki?
Akşam eve gelen kocanın az biraz empati yapıp " Bu kadın tüm gün bu çocukla boğuşuypr, biraz onu rahatlatayım." diye düşünmesi lazım. İnsaf, vicdan bunu gerektirir! Babalık bizim memlekette otorite olmak, emir yağdırmak, hesap sormak olarak algılanıyor sadece!
"Niye bu çocuğa yelek giydirmedin?", " Neden düştü?", " Neden su içirmedin?" vb. Aman iyiki kocalar var da bize bunları söylüyorlar, yoksa bizim aklımıza hiç su içirmek, yelek giydirmek gelmezdi... Bunu diyesiye kadar sen yap be adam! Elin var kolun var!
Yazdıklarımın hepsi direkt benle alakalı değil, elbette abartılarım var. Ben bunların (çok şükür ki) daha hafifini yaşıyorum ve biliyorum ki bu duyguları çok şiddetli yaşayan binlerce kadın var! Sonra da ne mi oluyor 40-50 yaşlarındaki tüm kadınlarımız depresyonda, ilaç kullanıyor! Bunların acısı sonradan bir güzel çıkıyor...
Dinimizce çocuk sahibi olmak destekleniyor, Başbakan en az 3 tane diyor, ben de can-ı gönülden bunu destekliyorum. AMA... Olayın pratiği hiç de öyle değil! Yine tekrarlıyorum bu çocuk benim üzerime "zimmetli" değil! Ben bir insan, bir kul, bir vatandaş yetiştiriyorum. Belkide geleceğin büyük adamını yetiştiriyorum ve bunun için bana -yani tüm annelere- erkekler, akrabalar ve hatta devlet destek olmak zorunda! Anneyi rahatlatıcı, sosyal ihtiyaçlarını karşılayıcı imkanlar sağlamak zorunda!
Yoksa ne mi olur? Kadın 5 tane doğum yapar, ama kendisi sağlıklı bir ruh haline sahip olmadığı için çocukları sahipsiz, ilgisiz, başıboş büyür gider...
Ya da benim düşündüklerimi düşünür, kendini destekleyici güç bulamaz ve " Ben ancak bir tane ile baş edebilirim, hadi en fazla iki! " der.
Bir bakın etrafınıza, ikiden fazla çocuk sahibi olan kaç kişi var? Aklın yolu bir, demek ki herkes benim gibi düşünmüş!
Tüm bu gerçeklere rağmen ben yine de ümitliyim bakalım... İnsanlardan yardım bekleyen boşa bekler, tek yardımcımız Allah! Bizi ayakta tutan da bu iman gücü zaten!
Yine anneye dinlenme fırsatı sunan Yüce Yaratıcı! Bebek 1-2 saat uyuyor da az biraz kendimize geliyoruz. Şu an olduğu gibi kendimize özel birşeylere zaman ayırabiliyoruz.
Bir diğer dinlenme zamanı da emzirirmek! Hem oturuyorsun, en güzeli de bebek hareket edemiyor! ( tabi sürekli kolunu, bacağını sallıyor da o kadar da olur artık...) Kıpır kıpır bir oğlanın annesi olarak, ben çok dinleniyorum o esnada.
Yine Rabbimiz yardıma koşuyor yani!
14 Ocak 2012 Cumartesi
Kaportası Farklı İçi Aynı
Kitapçıda dolaşmayı, kitap almayı severim, kitaba verilen paraya acımam... Ama ne kadar kitap okurum o tartışılır :( . Evde okunmayı bekleyen pek çok kitap var!
Bazı sözler vardır aklımda, taa ilkokul, ortaokul yıllarından kalma... Zihnime kazınmıştır, hayatımda yer etmiştir. Onlardan biri de lise yıllarında Şeyma'nın dediği " Babam der ki, kitap okumak için kitap almaya gerek yok. Okumak isteyen kitabı bir şekilde bulur." yaklaşık böyle bir cümleydi. Okunmayı bekleyen SATIN ALDIĞIM kitapları düşününce bu sözün ne kadar doğru olduğu ortaya çıkıyor.
Ben de şimdi KİTAP ÖDÜNÇ alma olayına girdim. Teyzemden ödünç aldığım kitap:
Bu kitap, masanın üzerinde okunmayı bekliyordu bir süredir. O masada bekleyedursun bu kez iş arkadaşımın bir kitabı dikkatimi çekti, onu ödünç aldım:
Eve gelirken yoksa bunlar aynı kitaplar mı diye bir düşünce geldi aklıma ki yanılmamışım! Aynı anda, aynı kitapları almışım :). Ne ben bileyim yaa kapakları çok farklı :))
Özet çıkararak okuyorum şu an, daha başlardayım.
Kitaptan bir paylaşım:
Kaliforniya Sendromu
Kaliforniya ABD'nin eğlence dünyasının merkezidir. İnsanlar arasında şu üç olgu adeta sosyal bir kanser gibi hızlı yayılmaktadır:
1- Zevke düşkünlük
2- Benmerkezcilik
3- Yalnızlık
23 Aralık 2011 Cuma
Ne Okuyorum?
Kitap okumayı severim. Arada abartılı şekilde okurum arada ise elimi sürmem! Şu aralar kitapla aram fena değil.
Ortaokul yıllarından bu yana okuduğum kitaplarda seçici davranırım. Her kitap yararlı eğildir, her kitabı okumak iyi değildir zannımca. Okuduğun kitaba oldukça zaman veriyorsun ve aynı zmanda tüm dikkatini, düşünceni, hayal gücünü onun üzerinde yoğunlaştırıyorsun. Bunlar bir insanın en önemli hazineleri! Bunları rastgele şeyler üzrine harcayamayacak kadar değerli görüyorum kendimi, öncelikle kul olarak… Bir de Allah’ın huzurunda hesap verme işi var, abuk subuk bir kitapla harcadığım saatlerin hesabını nasıl vercereğim Rabbime?
Bunların yanısıra her okuduğumuz beynimizde yer ediyor, bilinçaltımıza yerleşiyor. Niçin yanlış düşüncelerle beynimi bulandırayım, kirleteyim?
Okuduğum kitap bana dünyalık veya ahiretlik birşeyler katmalı, yoksa boşa kürek çekmektir hatta boşa da değil DİBE DOĞRU KÜREK ÇEKMEKTİR!
Aynı anda 2- 3 kitap okuyan, arada onların arasında bunalan biriyim. Mesela şu an okuduğu kitapların biri “eleştirel, dinî, mizahî” bir diğere “ psikolojik, bilimsel” diğeri “ geleneksel, dinî” yani üçünün de formatı ayrı. İşte o kitaplar:
Şiddetle tavsiye ederim!
Tavsiye ederim!
Tavsiye etmem.
O an psikolojim hangisine uygunsa onu okuyorum.
Bir de okuduğum kitaplardan not almaya başladım. ( Umarım devamı gelir! ) Nevzat Tarhan’ın kitabını özetliyorum şu an.
Bu kadar mı HAYIR! Bir de dört dergi var şu an elimde :).
Onları da ayrı gönderi yapayım bari...
( Aynı anda farklı şeyler okumak elbette konsantrasyon açısından çok iyi değil. Ama bazen birinden bunalıyorum 1-2 hafta elime almıyorum. E o sırada boş mu durayım? Boş durmaktansa başka başka kitaplar, dergiler…)
Ortaokul yıllarından bu yana okuduğum kitaplarda seçici davranırım. Her kitap yararlı eğildir, her kitabı okumak iyi değildir zannımca. Okuduğun kitaba oldukça zaman veriyorsun ve aynı zmanda tüm dikkatini, düşünceni, hayal gücünü onun üzerinde yoğunlaştırıyorsun. Bunlar bir insanın en önemli hazineleri! Bunları rastgele şeyler üzrine harcayamayacak kadar değerli görüyorum kendimi, öncelikle kul olarak… Bir de Allah’ın huzurunda hesap verme işi var, abuk subuk bir kitapla harcadığım saatlerin hesabını nasıl vercereğim Rabbime?
Bunların yanısıra her okuduğumuz beynimizde yer ediyor, bilinçaltımıza yerleşiyor. Niçin yanlış düşüncelerle beynimi bulandırayım, kirleteyim?
Okuduğum kitap bana dünyalık veya ahiretlik birşeyler katmalı, yoksa boşa kürek çekmektir hatta boşa da değil DİBE DOĞRU KÜREK ÇEKMEKTİR!
Aynı anda 2- 3 kitap okuyan, arada onların arasında bunalan biriyim. Mesela şu an okuduğu kitapların biri “eleştirel, dinî, mizahî” bir diğere “ psikolojik, bilimsel” diğeri “ geleneksel, dinî” yani üçünün de formatı ayrı. İşte o kitaplar:
Şiddetle tavsiye ederim!
Tavsiye ederim!
Tavsiye etmem.
O an psikolojim hangisine uygunsa onu okuyorum.
Bir de okuduğum kitaplardan not almaya başladım. ( Umarım devamı gelir! ) Nevzat Tarhan’ın kitabını özetliyorum şu an.
Bu kadar mı HAYIR! Bir de dört dergi var şu an elimde :).
Onları da ayrı gönderi yapayım bari...
( Aynı anda farklı şeyler okumak elbette konsantrasyon açısından çok iyi değil. Ama bazen birinden bunalıyorum 1-2 hafta elime almıyorum. E o sırada boş mu durayım? Boş durmaktansa başka başka kitaplar, dergiler…)
27 Ekim 2011 Perşembe
Acilen İyi İnsanlardan Haberdar Olmak İstiyorum!

Bu gün yine iç dünyam allak bullak… Çok kötü hadiseler duydum, duymak zorunda kaldım. Bazen insanlardan nefret ediyorum kötü insanlardan haberdar oldukça… Yaşamdan soğuyorum. Kendi kendime terapi yapmaya çalışıyorum. İyi ki masum oğulcuğum var, bana en büyük terapist o oluyor. Hala yaşamı sevmem ve geleceğe ümitle bakmam adına!
Bu gün olan birkaç şeyden birini paylaşayım sabahın 8’inde işe gidiyorum. Yolda bir kartvizit gördüm. Kötü kadın iletişim kartı hem de fotoğraflı ve açıklamalı... ( Hatta kötü kadın da değil… Blogumda bu tabirin geçmesini dahi istemem “trav….” ) Hemen aldım tabi. Çoluk çocuk görmesin diye. Güzelce parçaladım.
Eve dönüyorum o karttan tüm sokakta var!!! Eve gelene kadar 20 tane topladım. Daha da vardı… Yani kasıtlı olarak atılmış sokağa!
Buradan ahlaksızlara sesleniyorum! Kendi ahlaksız aleminizde ne halt yerseniz yeyin de bunu bizim gibi masum insanlara bildirmeyin!!! Tüm dengem altüst oldu, yolda millete potansiyel sapık gözüyle bakmaya başladım…
Bir de bunun çocukların, gençlerin dünyasında nasıl etkiye sebep olabileceğini düşünün?
Böyle şeyler beni insanlardan, yaşamdan soğutuyor… Terapi olarak iyi insanlardan haberdar olmak istiyorum, güzel olaylar duymak, görmek istiyorum…
Bu gün birkaç olay daha var burada yer veremeyeceğim… Acil terapiye ihtiyacım var!!!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






