evokul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
evokul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Nisan 2015 Cumartesi

Oğlum ve Çocuk Şarkıları ile İmtihanım

Ben çocuklara şarkı öğretmeyi oldum olası severim. Öyle pek geniş repertuarım da yoktur ama 3-5 şarkıyla, beden hareketleri de katarak yaparım bunu. Ama kendi oğluma onca denememe rağmen bir dize dahi öğretemedim. Bence nedenleri: 1- Ezber kabiliyeti yok sanırım. 2- Müzik kulağı da yok ne yazık ki. 3- En önemlisi mantığını sorgulayıp, cümleleri kendine göre yorumlaması. Zaten bunu yaparken dikkatini tamamen manaya yoğunlaştırdığı için müziği duymuyor bile. Mesela, “Mini mini bir kuş donmuştu” diyorum;
O ise “Küçük kuş üşümüştüüü” diyor. Bu şekilde kendine göre söylüyor tüm şarkıları.
Örnekler üzerinden devam edelim:

1- 2,5- 3 yaşlarındaydı. Küçük kurbağa şarkısını öğretmeye çalışırdım. Öğrenmez, söylemez sadece beni dinlerdi. Ama aktif dinleme “kuyruğum yok, kuyruğum yok ” dizesinde bağırarak “hayır vaarrr!!!” derdi. Bu tepki her seferinde istisnasız gelirdi. Biz de şarkının sözlerini “kuyruğum var, kuyruğum var, yüzerim derede” olarak değiştirdik. Öyle söyleyince çok mutlu oluyor bu arada.


2- Bir çocuk ilahisi var. Bunu birkaç kez dinlettim uyuturken ninni niyetine. Sözlerini zaten çocukların anlaması çok zor, anlasın diye düşünmedim, sadece “sen duyarsın Allahım” kısmı belki telkin yöntemiyle ileriye dönük bir eğitim olur diye düşünmüştüm. Bu arada melodisi yumuşak olduğundan uyutmak için etkili olmuştu :). Şarkı/ ilahi sözleri şöyle:

Fısıltılı sesleri,
Kalpteki hevesleri,
En zayıf nefesleri,
Sen duyarsın ALLAH'ım.

Göğün gürültüsünü,
Suyun şırıltısını,
Dua mırıltısını,
Sen duyarsın ALLAH'ım.

Arılar ne söylese,
Kuşlar niyaz eylese,
Bir çocuk Allah dese,
Sen duyarsın ALLAH'ım.

Benim oğlan dinledi uyudu, bir tepkisi olmadı tabi. Ama ertesi gün benim de dilime dolanmış kendi kendime mırıldanıyorum “ Ben de duyarım anne! Onların hepsini ben de duyarım!” demeye başladı muhalefet oğlum. Sonra sorgulmaya devam “Çocuk Allah demeyi bilemez ki anne?” (Ona göre çocuk, küçük bebek anlamında, konuşamaz demek istiyor.). Allahtan diğer sözleri pek anlamadı da eleştiremedi. Yoksa hepsine bir kulp takardı :).

3- Yazın çocukların sahnede eğlendirildiği bir animasyona gitmiştik. Benim ki 3 yaşında, çekindi çıkmadı sahneye. Son ses “En büyük kim Allah” şarkısı çalıyor. “En büyük kim?” denilince müziği kısıyorlar, çocuklar bağırarak hep bir ağızdan ALLAH! diyorlar. Benim oğlan durur mu? Tutturdu “Anne bunlar yanlış söylüyor, en büyük benim!” ‘oğlum şöyle, böyle’ diyorum ikna olmuyor. Şarkı bir yandan devam ediyor, her “Allah” dediklerin de bizimki sinirleniyor. En sonunda ağlıyordu artık sinirinden. Daha sonra anlattık; Allah en büyük falan, yok asla ikna olmuyor. Baktık çocuk dinden çıkacak (!) en iyisi üzerine hiç gitmeyelim dedik. :) Şarkıyı hiç söylemedik.

4- Oğlum şuan 4 yaşında olmak üzere. Ama şarkılara tepkisinde bir değişiklik yok. Bugün pazara gidelim şarkısını öğretmeyi denedim. Tabi o yine her cümleyi kendine göre yorumladı. “Pazara gidelim, bir tavuk alalım, pazara gidip bir tavuk alıp napalım?” deyince yine müdahil oldu “evde besleyelim, yumurtalarını alalım”. Ben vereceği tepkiyi bilmeme rağmen sınırları zorladım ve gerçek halini söyledim. “Happur hupur yiyelim” dedim. “Anne, tavuk yenilir mi hiç? Sen beni üzüyorsun ama…” diyerek küsme moduna geçti. “Yok oğlum yenmez tabi yumurtaları happur hupur yenilir.” dedim. Tavuk denilince canlı tavuk hayal ettiği için onun yenilebileceğini kestiremiyor tabi şehir çocuğu. Ona çok üzücü geldi, tavuğu yemek fikri. Biz de ne yapalım bir şarkının daha sözlerini değiştirerek mutluluğa erdik :)


Burada verdiğim örneklerin dışında çok saçma sözleri olan çocuk şarkıları var. Onlardan hiç bahsetmedim oğlana. “Tilki ölmüş vah vah, karga gülmüş hah hah.” Böyle vicdansız, korku filmiş gibi şarkılar var ve çok yaygın. Benim oğlan asla kabul etmez bunu.

Ben homeshooling’i canı gönülden destekleyen, ama kendimin bunu yapabileceğine emin olamayan biriyim. Amacım en azından okulöncesinde home hatta unshooling yapabilmek.

Bu yazdıklarımdan hareketle söyler misiniz ben bu muhalefet çocuğu hangi kreşe vereyim? Orada şarkıları söylese bir türlü söylemese bir türlü... Yok söylemem dese, öğretmen zorlayacak, o yaşta gereksiz bir sosyal baskıya maruz kalacak. Bak herkes söyledi, sen söyleyemedin olacak bir de. Söylese, kendi ile çelişecek, inanmadığı şeyleri söyleyecek.

Şimdilik, şarkı sözlerini değiştirmeye devam…

Not: Daha önce bir şarkı hakkında daha ayrıntılı yazmıştım. İlgilenenler BURADA

13 Ekim 2014 Pazartesi

Bir Çocuk Şarkısı Hakkında

“Peygamberi Görmek İçin” adlı çocuk ilahisini bu alanla ilgili çoğu kimse duymuştur. İlk duyduğumda melodisi çok hoşuma giden bu ilahide yolunda gitmeyen oldukça şey var ne yazık ki… Çocuklara hele ki okulöncesine din eğitimi vereceğiz diye öyle yanlış şeyler yapılıyor ki… Üzülmekten başka elimden bir şey gelmiyor. Kendi kendimi yiyorum. İşte bu yazı da bunun için. Önce ilahi (veya çocuk şarkısı da diyebiliriz) sözlerine bakalım:


Peygamberi görmek için
Peygamberi görmek için
Neler, neler, neler
Neler vermezdim

Harçlığımın yarısını
Yumurtamın Sarısını
Elmaların irisini
Hayır Hepsini

En sevdiğim oyuncağım
En sevdigim oyuncağım
Uçurtmam, yarış arabam
Güzel bebeğim

Sana Canım feda olsun
Sana Canım feda olsun
Gönlümün sultanı
Canım peygamberim

Bu şarkıyı kim yazmış? İsim olarak önemli değil kimin yazdığı ama güya çocuklarla empati yapıp onların dünyasına girdiğini zanneden, ama aksine tam bir yetişkin olarak hadiseye bakan biri yazmış. Neden mi?

1- Bu şarkının hedef kitlesi bence okulöncesi hadi diyelim 6-7 yaş bir de. Bu yaş çocuklar soyut düşünemezler. PEYGAMBERİ GÖRMEK gibi soyutun ötesi bir kavram için somut şeyleri feda edemezler. “Bana oyuncağını ver sana Allah’ın rızasını vereyim?” Gibi bir şey bu. Bunu hiçbir çocuk kabul etmez.

2- Belirttiğim gibi bu tamamen YETİŞKİN gözüyle yazılmış. Bir yetişkin için yarış arabası, güzel bebek ve hatta olay iyice zorlaştırılmış EN SEVİLEN OYUNCAK basit şeylerdir. Adı üzerinde OYUNCAKtır işte. Ama ya çocuk için? Çocuk için bunlar onun TÜM MAL VARLIĞIDIR! Dünyasıdır, en değer verdikleridir! Bunu tüm ebeveynler bilir sanırım. Yani bu şarkıyı yetişkinlere uyarlarsak

Peygamberi görmek için
Peygamberi görmek için
Neler, neler, neler
Neler vermezdim

Tüm banka hesabımı,
Son model arabamı,
İki katlı evimi,
Kariyerimi her şeyimi

Gibi bir şey olur….


3- E peki böyle bir yetişkin ilahisi olamaz mı? Olabilir elbette. Çünkü biz yetişkinler iş ciddiye varınca bazı şeyleri yapmaktan aniden vazgeçsek de işin edebiyatını iyi yaparız. CANIM SANA FEDA OLSUN deriz Allah için din için… Ama iş ciddiye gelince kaç kişi kalır bilemem??? Hacı Bayram Veli’nin meşhur kurban hikayesi gibi.

Demek istediğim yetişkinler edebiyat yapar. O yüzden bu onların ruh dünyasını fazla etkilemez belki. Ama bu yaş çocuklarında edebiyat, lafı evirme çevirme yoktur. Nettir onlar. Şarkıda eğer ki ELMALARIN İRİSİ verilecek deniyorsa o verilecektir. Çocuk buradaki her bir kelimeyi emir telakki eder. Ciddiye alır.

4- Çocuk bunu ciddiye alınca ne olur peki? Kolay kolay arabasından, bebeğinden vazgeçemeyecektir. Bu kez de kendini SUÇLU hissedecektir. KÖTÜ ÇOCUK olacaktır. Şimdi çocuğun düştüğü duruma bak… Arabasını verse bir türlü vermese bir türlü??? Az bir empati yapınca görülüyor ki gerçekten üzücü çocuk için.


5- Bunlar şarkının mana yönü bir de DİL yönüne bakalım. Zaten burası çok daha vahim. Bu yaş çocuğu deyimleri anlamaz. Sözün direk anlamına bakar. Ne diyor şarkı;

“NELER NELER VEMEZDİM” yani olumsuz. Çocuk bunu zaten “vermem “olarak anlar doğrudan. Buradaki mecazi anlamdan bihaber olarak… Böyle bakarsak en azından çocuk yukarıda yazdıklarımı yaşamamış olur. Çünkü şarkıyı şöyle anlar. “Peygamberi görmek için neler neler vermezdim. Harçlığım yarısını vermem. Yumurtanın sarısını vermem. Elmalar vermem…..” Çocuk dünyasında bunun karşılığı budur.


6- Ben bu düşünceleri geçen yaz değil ondan önceki yazdan beri düşünüyordum. Ama bireysel sohbetler dışında dile getirmedim. Ta ki oğlum bu düşüncelerimin hepsinin DOĞRULUĞUNU İSPAT EDENE KADAR. Sırf melodisi güzel diye oğluma söyledim birkaç kez. Oğlum 3.5 yaşında. Ezberi sıfır. Asla şarkıları ezberlemez, kendi cümleleri ile yorumlar… Birkaç gün sonra bir baktım kendi kendine şöyle diyor melodili olarak. “PEYGAMBERİ GÖRMEK İÇİN HİÇ BİRŞEY VERMEEEEM. HEPSİ BENİİİİM”.

Ahan da dedim oğlum benim doğruluğumu ispatladı! Ve bunu yazıp paylaşmak istedim.

Anneler ve eğitimciler olarak lütfen çocuklara yüklenmeyelim. Koca koca yetişkin halimizle yapmakta zorlandıklarımızı el kadar bebelerden beklemeyelim. Kaş yapalım derken göz çıkarmayalım.

NOT: Şarkını kafiyeleri, tekerleme tarzı söylenişi, melodisi, müzik kalitesi harika. İşte bunun için ayrıca üzgünüm. Bu deneli emek verilmişken neden böyle olsun? Yapımcılar da bu hususta daha dikkatli davranmalı. Çocuk edebiyatından ve psikolojisinden anlayan kimselerle çalışmalı en azından danışmanlık hizmeti almalı. Ben yaptım oldu diye bir şey yok artık. Kapandı o devirler…

27 Eylül 2014 Cumartesi

Homeschool'a Giriş, Okul Anıları 1


***

Bismillah Uzun zamandır aklımda olanları bir ucundan yazmaya başlayayım. Her çalışan anne gibi bebeğim ilk doğduğundan beri düşünmeye başladım. Klasik bir çalışan anne olarak "3-4 yaşında kreşe başlar. 1-2 sene kreş, 1 sene ana sınıfı sonra da ilkokula gider." diyordum. Ama ilk nasıl nerede gördüm bilmiyorum ama facebook bloglar derken HOMESCHOOL / UNSCHOOL kavramlarıyla tanıştım. Şu an bile akademik temelli pek bilgim yok. Biraz yoğunluğumdan biraz da ihmalimden çok tafsilatlı bilgi sahibi değilim. Neyse burada zaten öznel şeylerden bahsedeceğim. Bu süreçte kafam çalışıyor tabi sürekli, artık girdi ya okulsuz eğitim fikri... Bir yandan kendi eğitim hayatımı gözden geçiriyorum bir yandan oğlumu gözlemliyorum. İşte burada bu gözlemler paylaşacağım. Şu an oğlum 3,5 yaşında ve evde.

Önce kendi eğitim hayatımdan başlayalım. Ben çok aşırı sıradışı olmamakla birlikte hep ortalamadan bir tık farklı oldum. Bunu çoğu kez hissettim kimi zaman zorla hissettirildim. Başarılı, yüksek notlu bir öğrenci oldum ama eğitim sistemiyle hiç bir zaman barışık olamadım, hele despot öğretmenlerle anılarım kitap olur...

Baştan alalım. İlkokul 1. sınıftayım. Hatırladıklarım az ama önemli şeyler. Zaten önemli olmasalar beynime kazınmış olmazlardı. Aradan geçmiş 23 sene ama hala hatırladığıma göre bende önemli iz bırakmışlar demek ki...

1- Okulun ilk günleri, çizgi çalışması veya harf yazma çalışması yapılıyor sayfalarca. Ben hemen yazıyorum sonra oflaya puflaya sınıfta oturuyorum. Çünkü çoğu öğrenci yapamıyor onları beklemekle geçiyor saatlerimiz.

2- İlerleyen günlerde herhalde fiş cümlelerindeyiz. Oya topu at gibi. Öğretmen cümle yazması için öğrencileri tahtaya kaldırıyormuş ama beni hiç tahtaya kaldırmıyormuş. Ben de evde anneme bu durumu şikayet ediyormuşum. Burasını tam hatırlamıyorum. Hatırladığım devamı. Hatta bir gece rüyamda parmak kaldırıp ÖĞRETMENİM!! diye bağırmışım. Bunun üzerine annem okula gelip öğretmenle görüşmüş, beni tahtaya kaldırmasını rica etmişti. İşte burasını hatırlıyorum net. Ve öğretmenin cevabı: "Onu iyi bildiği için kaldırmıyorum."

Şimdi çok sıradan görünen bu iki hadiseye bakarsak. Birinci de hızlı öğrenen çocuk boş yere sınıfta atıl vaziyette oturuyor. Okulda sıkılıyor dolayısıyla okulu sevmemeye başlıyor. Beyninin en hızlı çalıştığı dönemlerde zamanını boşa öldürüyor vb.

İkinci hadisede öğretmen kendince haklı belki ama ben henüz bunu anlayacak yaşta değilim. Burada benim yani çocuğun anladığı "Herkes yazı yazdı, ben yazmadım. Öğretmen ben parmak kaldırınca hiç beni tahtaya kaldırmıyor, bana söz hakkı vermiyor. Beni sevmiyor. vb." Burada da hızlı öğrenen çocuk resmen cezalandırılmış oluyor. Cidden ilginç bir eğitim sistemimiz var. Hızlı gideni durdur!

Bir de rüyamda parmak kaldırıp, konuşmam bir çocuk olarak yaşadığım yoğun duyguyu gösteriyor. Gerçekten şimdi dışarıdan bir gözle bakınca çarpıcı!

Birinci sınıf çilem bu kadarla bitmiyor. Bana o yıl en zor gelen Atatürk'ün doğum- ölüm vb. tarihlerini ezberlemek olmuştu. Tüm eğitim hayatımda ne çektiysem EZBERden çektim. Beynimin o kısmı kapalı! Ama bunu hiç bir öğretmene anlatamadım!!! Annemle saatlerce evde tarihleri ezberlemeye çalıştığımızı ve çok bunaldığımı hatırlıyorum.

Devamı gelecek inşallah.

İşte bu yaşadıklarımı düşünüyorum, oğluma bakıyorum, kendi hayal dünyasında ne güzel... O,
bunları yaşamasın istiyorum...

*** Oğlum babasına zorla yaptırdığı gemisini Türkiye Fizikî haritasında yüzdürürken.