kültür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kültür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Aralık 2011 Cuma

Ne Okuyorum?

Kitap okumayı severim. Arada abartılı şekilde okurum arada ise elimi sürmem! Şu aralar kitapla aram fena değil.

Ortaokul yıllarından bu yana okuduğum kitaplarda seçici davranırım. Her kitap yararlı eğildir, her kitabı okumak iyi değildir zannımca. Okuduğun kitaba oldukça zaman veriyorsun ve aynı zmanda tüm dikkatini, düşünceni, hayal gücünü onun üzerinde yoğunlaştırıyorsun. Bunlar bir insanın en önemli hazineleri! Bunları rastgele şeyler üzrine harcayamayacak kadar değerli görüyorum kendimi, öncelikle kul olarak… Bir de Allah’ın huzurunda hesap verme işi var, abuk subuk bir kitapla harcadığım saatlerin hesabını nasıl vercereğim Rabbime?

Bunların yanısıra her okuduğumuz beynimizde yer ediyor, bilinçaltımıza yerleşiyor. Niçin yanlış düşüncelerle beynimi bulandırayım, kirleteyim?

Okuduğum kitap bana dünyalık veya ahiretlik birşeyler katmalı, yoksa boşa kürek çekmektir hatta boşa da değil DİBE DOĞRU KÜREK ÇEKMEKTİR!

Aynı anda 2- 3 kitap okuyan, arada onların arasında bunalan biriyim. Mesela şu an okuduğu kitapların biri “eleştirel, dinî, mizahî” bir diğere “ psikolojik, bilimsel” diğeri “ geleneksel, dinî” yani üçünün de formatı ayrı. İşte o kitaplar:


Şiddetle tavsiye ederim!


Tavsiye ederim!


Tavsiye etmem.


O an psikolojim hangisine uygunsa onu okuyorum.

Bir de okuduğum kitaplardan not almaya başladım. ( Umarım devamı gelir! ) Nevzat Tarhan’ın kitabını özetliyorum şu an.


Bu kadar mı HAYIR! Bir de dört dergi var şu an elimde :).

Onları da ayrı gönderi yapayım bari...

( Aynı anda farklı şeyler okumak elbette konsantrasyon açısından çok iyi değil. Ama bazen birinden bunalıyorum 1-2 hafta elime almıyorum. E o sırada boş mu durayım? Boş durmaktansa başka başka kitaplar, dergiler…)

14 Kasım 2011 Pazartesi

Rumeli Halayı mı, Kürt Halayı mı?

İki gün önce bir yakınımızın kınasındaydım. Annesi Bursalı babası Denizlili olan kızımız, Mardin Nusaybinli Kürt bir delikanlıyla evlendi.

Bursalılarca düğünlerde sevilerek oynanan çok zevkli iki oyun / halay var: RAMO ve DAMAT HALAYI. Ramo ve Damat Halayının orjinalleri yunanca mı, Bulgarca mı bilemiyorum ama yabancı dil. Elbette Türkçe versiyonları da mevcut ikisinin de.

Kınada Damat halayına katılım oldukça yüksekti, damat halayına artık hemen hemen tüm kınalarda rastlıyorum. Ramo’yu ise sadece Bursalı olan yedi kişi oynadık!

Ankara havasız, çekirgesiz eğlence olmaz elbette! Tabii ki KINAYI GETİR ANEEYY demeden de kına yakılmaz! Doğu kökenli bir türkü olan KINAYI GETİRin önce Türkçesi çaldı, sonra erkek tarafının isteği üzerine Şivan Perwer’den aynı türküyü Kürtçe olarak dinledik. Tabi bu arada Kürtçe halaylar da çekildi.


Kınada hepimiz birlikte çekirge de oynadık, damat halayı da çektik, Kürtçe halaylar da çektik! Herkes de gayet mutluydu! Ramo ve Damat halayı yabancı dilde çaldı… Ve ben o ortamdayken bunlar bana gayet DOĞAL geldi. Sonra eve gelince, olaya uzaktan bakınca “ aaa her dilden, her telden, ne güzelmiş yaa” dedim. Kimse de “hadi her dilden çalalım” diye özel bir gayrette değildi, kendiliğin gelişti bu hadise.

Bunları niye mi anlattım? Geyik olsun diye değil elbette. Haberlerden edindiğimiz izlenime göre sanki Türk- Kürt birbirine düşman, birbirlerini bir avuç suda boğacak gibiler! Ama ben günlük hayatta bakıyorum çevreme hiç de öyle bir durum yok! Herkes işinde gücünde… Türk- Kürt okulda sıra arkadaşı da oluyor, apartmanda komşuluk da yapıyor hatta gayet doğal olarak beraber yuva da kuruyor.

Burada anlattığım tek bir örnek değil. Son iki senede beş tane büyükşehirde doğmuş, büyümüş, üniversite mezunu arkadaşım, anneleri Türkçe konuşmayı bilmeyen gençlerle evlendi! Birileri araya fitne sokmaya çalışıyor ama halkta öyle bir problem görmüyorum ben. Kız istemelere gidiliyor, düğünler yapılıp halaylar çekiliyor sonra da bu insanların çocukları oluyor elbette! Bu çiftlerin çocukları Türk veya Kürt milliyetçisi olabilir mi acaba?

Bir nokta da şu; gelin kızımız başörtülüydü, kınada ise hem örtülü hem başı açık pek çok davetli vardı. Yine hep beraber gülüp eğlendik. Medya tarafından bize kasıtlı olarak dayatılan AYRIŞMALAR, GRUPLAŞMALAR günlük hayatta kendine yer bulamıyor.

Kına'dan bir fotoğraf:




Değineceğim bir husus da şu bu müzikler hep bizim toprağımızın nağmeleri yani Osmanlının! Türkiye’nin kültürünü sadece Türkiye toprakları ile sınırlı görmek de çok büyük bir hata. Bizim çok büyük bir mirasımız var hala etkisi az da olsa devam eden…

Bir de hep söylenir ya iletişim olanakları arttıkça dünya küçük bir köy haline geliyor. Ondandır ki şu an DAMAT HALAYI sadece Trakya’da, Rumeli’de değil Türkiye’nin pek çok ilinde oynanmaktadır. Teknolojinin bu imkânları bizim kültürümüzün çeşitliliğinden haberdar olmamızı sağlıyor. Bu çeşitlilik ise bizi ayrışmalara değil zengin bir kültüre sahip olmaya götürüyor.

Bir kına gecesi örneğinde bu konulara somut örneklerle değinmek istedim.


RAMO
http://fizy.com/tr#s/1agu77

DAMAT HALAYI
http://fizy.com/tr#s/124suy

Kınayı Getirin Kürtçesini aradım da adını bilmediğim için bulamadım. Bilen varsa söylesin bir zahmet

17 Ağustos 2011 Çarşamba

Konuştuğumuz Türkçe mi O da Ayrı Bir Konu...



Türkçe ile ilgili ahkam kesmek, değerlendirme yapmak gibi akademik bir birikimim yok ama sıradan bir vatandaş olarak söyleyecek sözüm var elbette! İnsanların kullandıkları kelimeler ölçüsünde düşünme yeteneklerinin geliştiğini, duygu dünyalarının inceldiğini, yaşamda farkındalıklarının arttığını savunan biriyim. Dil kültür ayrılmaz bir parça. Din de bizim kültürümüzün ayrılmaz parçası elbette. E öyleyse dilimizi bozarak kültürümüzden hatta dinimizden de uzaklaşıyoruz. Maddeler halinde asabımı bozanlar:

1) Türkçe karşılığı varken yabancı kelime kullanmak: Bunu özentiden midir, medya aracılığıyla yapılan telkinlerden midir nedir çoğumuz yapıyoruz. Kendini MODERN, ÇAĞDAŞ addedenler ise nedense daha çok yapıyor? Ne kadar gavurca o kadar İLERİ! Ne kadar eski Türkçe o kadar GERİ! Zaten gericilik yaftası yapışmış bize bir kere... bir GERİCİLİK etiketi de dilden yana yiyelim n'olmuş...
Benim de kullandığım ama ağzımdan çıkıp kulağımla işitirken rahatsız olduğum bazı kelimeler: full, online, mouse, orjinal vb. İnşallah bu tür kelimelerden kurtulurum/ kurtuluruz! Kendi dilimizde konuşmak varken nedir bu gavurcaya özenti bilmiyorum...



2) Türkçe kelimeleri garip şekillerde yazmak. Türkçenin yazıldığı gibi okunduğunu kavrayamayan bu kişiler için söylenecek tek şey ÖZENTİ olduklarıdır. Ergenlik çağının verdiği farklı olmak çabasını ne yazık ki dilimizi bozarak sergiliyorlar. Kendilerini Türkçeyi katlederek havalı zannedenler, benim gözümde ve benim gibi düşünenlerin gözünde aslında ne kadar zavallı ve acınacak halde olduklarını bir bilseler öyle abuk subuk yazmaya tövbe ederler heralde! ÖRNEK: Büshra, Efendy



3) Yabancı kelimeli markalar, tabelalar, abur cuburlar! Hepsine karşıyım! Hele hele Ülker gibi yerli ve değerlerimize saygılı firmalar bile bunu yapıyor ya iyice sinirleniyorum. Örnek: Hobby Çikolata, Coco Star Çikolata, Sunny İçecek.

Gül gibi dilimiz varken bunlara ne gerek var? Mesela yine Ülker'in çok hoşuma giden gayet bizden abur cubur isimleri şöyle: Altın Hasat, İkram, Hanımeller, Canpare ( Favorim CANPARE! Bu arada favori de Türkçe değil ama bakın işte kullanıverdim! İşte şikayetçi olduğum da bu! Ben kendimce dil konusunda bilinçli olmaya çalışmama rağmen o kadar yerleşmişki bize...)

Konu ile ilgili alın bir de duvar yazısı:
YES abi, Türkçeyi korumam kanununa benden de OKEY!

Güleriz ağlanacak halimize...



Hz. Peygamber kılık kıyafet olarak, hal tavır olarak gayr-i müslimlere benzemekten men etmiştir biz Müslümanları. Neden? Çünkü onlar gibi giyindikçe, konuştukça, yiyip içip eğlendikçe bir süre sonra bakarız kim gavur kim Müslüman belli değil. Çünkü kültür bir bütündür! Kültürün içinde dil, din, giyim, yemek, eğlence hepsinin kendine has özellikleri vardır.

Çook eskilerden bir şarkı vardı. Galiba Grup Vitamin:
"Türkçe konuş anlamıyom çok gücüme gidiyor
Konuştuğumuz Türkçe mi o da ayrı bir konu
Düşündükçe taşındıkça komiğime gidiyor" du hatırladığım kadarıyla. Demek yeni değil bu yozlaşma


NOT: Yazıma resim koymak için araştırırken "TÜRKÇE KONUŞ!" diye hazırlanmış görsellere de ulaştım. Bence herkes Türkçe konuşmak zorunda değil, kim hangi dili istiyorsa konuşsun. Hatta dilimizi bozan gavurca meraklıları o çok özendikleri İngilizceyi konuşsun! Ama Türkçe konuşacaklarsa da adam gibi, eğmeden bükmeden, kırmadan dökmeden konuşsunlar! Bilmem anlatabildim mi?

Daha da yazasım var da müsait zamanda devam ederim belki bu konuya.