Hay Allah'ım yaaa! Ben neler düşünüyorum Türkiye ne durumda.... Arada uçurum ötesi uçurum var.
Ben acaba ARAŞTIRMA GÖREVLİLERİ İÇİN BAŞÖRTÜSÜNÜN SERBEST OLDUĞU ÜNİVERSİTELER VAR MI? diye düşünüp Googleda arama yaparken karşıma
"EŞİ BAŞÖRTÜSÜ OLDUĞU İÇİN HAKETTEĞİ YERE GELEMEYEN ERKEK ARAŞTIRMA GÖREVİLİLERİ"nin haberleri çıkıyor...
Boşa ümit etmeyim öyleyse en az bi 5-10 sene... O zamana kadar da yaşlanırım zaten... Nasip!
Hayatı anlayarak yaşamaya çalıştığım bu dünyada, bir nevi yazarak olayları daha iyi anlamlandırma yeri burası benim için.Düşündüklerim, kendimce tespitlerim, olumlu ve olumsuz olarak etkilendiğim hadiseler...
29 Temmuz 2012 Pazar
25 Temmuz 2012 Çarşamba
Ne Okuyorum? BEN BİLÂL
Vakit sıkıntısından dolayı aklımdaki pek çok şeyi paylaşamıyorum. Ben de kısa da olsa yazayım dedim.
Sadece oğlumu uyuturken kitap okuma vaktim oluyor; Ya balkonda salıncakta sallarken, ya da bana yapışmış vaziyette dalmasını beklerken.
Şu an elimdeki kitap Hz. Bilal Habeşî'nin dilinden yazılmış bir roman: BEN BİLÂL, İnsan Yayınlarından.
Kitabın kapağı etkileyici, ismi de öyle... Farklı bir uslûbu var. Bildiğim şeyleri bile farklı bir şekilde yorumlamama neden oldu. yeni bakış açıları kazandırdı bana. Yarısına geldim. Tavsiye ederim.
Tek sorun ÇEVİRİ olmasından dolayı birazcık cümle bozuklukları. O da çevirinin olmazsa olmazı diyelim ve tekrar tavsiye edelim!
NOT: Kitabın yazarı şu meşhur ÇAĞRI filminin senaristi!
Sadece oğlumu uyuturken kitap okuma vaktim oluyor; Ya balkonda salıncakta sallarken, ya da bana yapışmış vaziyette dalmasını beklerken.
Şu an elimdeki kitap Hz. Bilal Habeşî'nin dilinden yazılmış bir roman: BEN BİLÂL, İnsan Yayınlarından.
Kitabın kapağı etkileyici, ismi de öyle... Farklı bir uslûbu var. Bildiğim şeyleri bile farklı bir şekilde yorumlamama neden oldu. yeni bakış açıları kazandırdı bana. Yarısına geldim. Tavsiye ederim.
Tek sorun ÇEVİRİ olmasından dolayı birazcık cümle bozuklukları. O da çevirinin olmazsa olmazı diyelim ve tekrar tavsiye edelim!
NOT: Kitabın yazarı şu meşhur ÇAĞRI filminin senaristi!
30 Haziran 2012 Cumartesi
Sokak Düğünleri
Upuzun bir aradan sonra buradayım!
Ramazan öncesi düğün sezonunun tam ortasındayız. Yarın iki düğüne birden katılacağım inşallah!
Bu yazının konusu SOKAK DÜĞÜNLERİ.
( Fotoğraf bugün tarafımdan çekildi)
Sokak düğünleri şehirde yaşayan ( hemi de böyyük şeherde) ama ısrarla ve ısrarla bu hayata adapte olmayan halkımızın bir etkinliğidir. Bildiğimiz KÖY DÜĞÜNÜnün şehre uyarlanmışıdır.
Ben köyde yapılanına katıldım cidden çok güzeldi. Ama şehirdeki için aynısını söyleyemeyeceğim. Çünkü, köydeki o düğün köy için önemli bir olay. Tüm köy nişandan da haberdar, düğün beklentisinde zaten. Bütün köylüler düğün evini tanıyor ve tüm köy düğüne davetli. Düğün köylünün hepsine ait yani! O yüzden herkes orada zaten!
Ama ya şehirdekiler? Düğün evini tanımam, etmem. Benim için bu sokak düğünlerinin anlamı; sadece yüksek ve rahatsız edici müzik sadece!
Hele önceleri Keçiören'de oturuyordum her hafta sonu 2-3 düğün kesin oluyordu. Malum kalabalık semt! Ben mecbur muyum her hafta kafamın şişmesine. Hatta çok yakında olunca düğün, evimizi terk ediyorduk tüm gün boyunca. 2-3 kez yaşadık bunu da!
Ama köy düğünü yılda en fazla 2-3 tane oluyor. Onda da zaten " oğlan bizim kız bizim" olduğundan o ses kimseyi rahatsız etmiyor.
Düğün salonlarının çok pahalı olduğu da bir gerçek! Halk mecburen de bu yola başvurabiliyor. Ama asla mantığını anlamadığım bir şey var. Tamam akşam oynuyonuz, eğleniyonuz anladık daaaaa öğlen 12'de niye başlıyor o adam hayatımda hiç duymadığım duymak da istemediğim arabeksimsi, ağıdımsı şarkıları söylemeye. Sadece kendi söylüyor, kendi dinliyor diyeceğim ama keşke öyle olsa tüm mahalle dinliyoz valla! Söylediği şarkıları da duysanız...Sanki cenaze evi... İnsan hayattan soğur, evlenmekden felan vazgeçer!
Sokak düğünlerinin OLMAZSA OLMAZları:
1- Düğün evine BAYRAK asmak.
2- Plastik sandalye kiralamak.
3- Kulakları sağır edecek kadar yüksek ses.
4- Koşuşturan ve mahallenin bakkalına dadanan çocuklar.
Sokak düğünlerine, düğün salonuna gidiyormuş edasıyla giyinip ( daha doğrusu SOYUNUP! ) gelen kızlarımızı anlamıyorum. Ortamda çok sırıtıyorlar. Abiye, dekolteli kıyafetler, yüksek topuklar falan. Cık cık cık olmuyor!
Ama şunu da belirtmeden geçemiyeceğim tüllerle süslenmiş sandalyeleri, kocaman yuvarlak masaları olan lüks düğün salonlarındaki düğünlere nazaran daha BİZDEN geliyor bu sokak düğünleri bana. Herkes kendi halinde, kimse kasmıyor kendini, çocuklar koşuyor, hatta bugün ki düğünde bir grup amca topluca yürüyordu nereye gidiyorlar ki derken ezan okundu. Amcamlar cemaat olmuş namaza gidiyorlar. Böyle doğal bir ortam işte.
Alt üstü SOKAK DÜĞÜNÜ amma konuştun be? demeyin. Daha çoook söyleyecek sözüm var! Kültürümüzde ve dinimizde yeri olmayan kadın erkek karışık oynamayı elbette tasvip etmiyorum. Geçen yıllarda eşimin köyünde katıldığımız düğünde yaşlı teyzeler " Bizim gençliğimizde kadınlarla erkeklerin arsına çarşaf gerilirdi. Birbirlerini görmezlerdi" diye dertli dertli anlatıyorlardı. İşte biz bunu kaybettik. Ortada kaldık gittik! Ne şehirli olabildik ne köylü... Ne dinimize sahip çıktık ne de hepten gavur olduk... İşte SOKAK DÜĞÜNLERİ bu arada kalmışlığın en güzel resmedildiği yerler.
Saat şu an 23: 25 ve evimiz hala müzik sesiyle inliyor! ( öğle 12 gibi başlamıştı. Buradan 12 saattir performans sergileyen ANGARALI ........'yı tebrik ediyorum)
BİR ANI: Bir gün bir baktım salon camımın önünde benim boyumda bir hopörlör duruyor! İlerleyen saatlerde gözlem yoluyla apartmanımızda bir kızın NİŞANI olduğunu öğrendim. Yanlış duymadınız NİŞAN! Salon camıma 15 cm uzaklıktaki dev hopörlör evimizi titretirken biz bu nişana DAVETLİ DEĞİLDİK! Yüzükler salon camımın önünde takıldı. Ben davetsiz olmama rağmen meraktan arada perdeyi aralayıp bakıyordum. Fotoğraflarda gelin damatla beraber yakalanma ihtimalim yüksek! İşte diyorum ya BİZ BURADA KAYBETTİK! Ne şehirli olabildik ne köylü... Ne Doğuluyuz ne Batılı...
23 Mayıs 2012 Çarşamba
Ne Okuyorum?
Galiba Mehtap Kayaoğlu'nun Haber7'deki bir yazısından haberdar olmuştum bu kitaptan. Kitabın adı beni benden geçirmişti YA-VAŞ-LA! Ne kadar ihtiyacım vardı bu kelimeye! Bu kitabı mutlaka almalıyım diye düşündüm!
Okumaktayım halen. Yazarımız prof olmasından dolayı olsa gerek best seller tarzı veya da kişisel gelişim tarzı basit bir uslûbu yok. Baya okkalı cümleler var. Ben sevdim ama! Tavsiye edilir.
Kel alaka bir şey: Bu gün eskimeyen dostlarla az biraz buluştuk. Tadı damağımda kaldı. İnsan büyüdükçe, sorumluluk aldıkça, hayata atıldıkça kendine ne kadar da az zaman ayırabiliyor... Hayatın koşuşturmacasında işimiz için, çocuğumuz için, eşimiz için, evimiz için, karnımızı doyurmak için, için için dönüp duruyoruz... Hayat da akıp gidiyor... YAVAŞLAYIM LÜTFEN!
Okumaktayım halen. Yazarımız prof olmasından dolayı olsa gerek best seller tarzı veya da kişisel gelişim tarzı basit bir uslûbu yok. Baya okkalı cümleler var. Ben sevdim ama! Tavsiye edilir.
Kel alaka bir şey: Bu gün eskimeyen dostlarla az biraz buluştuk. Tadı damağımda kaldı. İnsan büyüdükçe, sorumluluk aldıkça, hayata atıldıkça kendine ne kadar da az zaman ayırabiliyor... Hayatın koşuşturmacasında işimiz için, çocuğumuz için, eşimiz için, evimiz için, karnımızı doyurmak için, için için dönüp duruyoruz... Hayat da akıp gidiyor... YAVAŞLAYIM LÜTFEN!
19 Mart 2012 Pazartesi
İhmal Edilen Farz: “Emr-i bil Ma’ruf Nehy-i anil Münker”
İhmal edilen hatta TERKEDİLEN FARZ! Emri bil maruf yani İYİLİĞİ EMRETMEK! Nehyi anil münker yani KÖTÜLÜĞÜ YASAKLAMAK, KÖTÜLÜKTEN ALIKOYMAK!
Hemen hepimiz KENDİMİZE MÜSLÜMANIZ ne yazık ki! Bu tabi bana ait. Sadece namaz kılıp oruç tutan, başını örtüp, ,içki içmeyen tipler bunlar… Yani kendi hayatında temel ibadetleri yapar ama en yakınındakileri hiç UMURSAMAZ! Kocası, çocuğu, kardeşi İslama uygun yaşamaz bu kişiler ise hiç tınlamaz! Senin dinin sana, benim dinim bana modundadırlar, ha bir de klişe söz vardır DİNDE ZORLAMA YOKTUR! İşte bunlara ben KENDİNE MÜSLÜMAN diyorum.
Peki ne oldu “Emri bil maruf, Nehyi anil münker” e? O da aynı NAMAZ GİBİ FARZ DEĞİL Mİ? Niye uyar mıyorsun gözünün önünde ateşe koşan yakınlarını? Allah seni bundan dolayı da hesaba çekmeyecek mi? Yarın mahşer günü hesaplar ortaya dökülünce o tanıdıkların seni suçlamayacak mı BENİ HİÇ İKAZ ETMEDİ diye? İşte bu yüzdendir ki ayete kıyamet tasvir edilirken ANNE EVLADINDAN KAÇACAK deniyor. Çünkü evlat davacı olacak bana dinimi öğretmedi diye………..
Hadiste ne deniliyor HEPİNİZ ÇOBANSINIZ. Yani çoban nasıl koyunlardan sorumluysa siz de elinizin altındakilerden sorumlusunuz. Kim elimizin altındakiler? Eşin, çocuğun, kardeşin… Kime nazın geçiyorsa onlar belki arkadaşın belki de komşun!
Çok hoşgörülüyüz cümleten maşallah! Maddi çıkarlarımız söz konusu olunca şahin kesiliriz ama dinde pek bir hoşgörülüyüz!!! TV’de dinimizin tüm haramları bize allanıp pullanıp sunulur ve biz kuzu kuzu izleriz………..
Kafamdakiler çok, bu yazı daha çoook uzar… Ama kısa keseceğim şimdilik.
NOT: Alimler ittifak etmişlerdir ki DİNDE ZORLAMA YOKTUR sözü Müslüman olup, olmamak konusunda zorlama yoktur manasındadır. Eğer ki Müslüman olduysa bir insan, İslamın kurallarına uymak zorundadır. Nasıl ki ilkokula giden çocuk forma giyer, ders giriş çıkış saatlerine riayet eder. BEN BU KURALA UYMAM diyemez! Madem ki okula kayıt oldu, kurala uymalıdır. Madem ki lafa geldi mi ELHAMDÜLİLLAH MÜSLÜMANIM diyor öyleyse yaşayacak. Senin dinin sana, benim dinim bana ayeti zaten KAFİRUN suresinde geçer yani bu da yola gelmez kafirler için kullanılmış bir ibaredir.
15 Mart 2012 Perşembe
Biz Hala Konforlu, Sıcak Evimizdeyiz Ya Başkaları?...
İlk defa bir habere karşısında bu kadar acı hissettim, suçluluk hissettim!
26 yaşındaki anne çocukları üşüyor. Elindeki 6 lira ile odun almaya gidiyor… Araba lastiğini kesip yakmaya çalışıyor olmuyor… Oğlunun eline ısınması için saç kurutma makinasını verip yan odada kendini asıyor. 2 çocuk, biri yedi aylık! Masum her şeyden habersiz uyuyor…
Bu olaydan hepimiz sorumluyuz! Tüm Türkiye hatta tüm dünya! Ve belki bu olayın benzerleri yaşanıyor pek çok yerde! Biz ise keyfimizde sefamızdayız. Kaloriferli evlerimizde, kablosuz internetimizden bloglarımızı güncelliyoruz……..
Allah affeder bu anneyi inşallah. Ben affedeceğini ümit ediyorum. Evet intihar affı olmayan bir suçtur ama ben o esnada o gencecik annenin bir kriz anı yaşadığını, aklının başında olmadığını düşünüyorum! Aklı başında olmayanın ise günahı olmaz güzel dinimizde. Başka türlüsü olmaz zaten! Sana muhtaç iki çocuk, soğuk ev, üç gündür yemek pişmemiş, elde var altı lira! Rabbim taksiratını affetsin! Evlatlarına hayırlı bir gelecek nasip etsin inşallah!
BEN NE YAPABİLİRİM Kİ? mi diyoruz? Evet belki direkt o anneye ulaşamazdık, ondan haberdar olmazdık ama onun benzerlerine ulaşabiliriz! Ve Allah bize sorar ahrette SOĞUKTAN AĞLAYAN BEBEKLER VARKEN SEN EVİNİ DEKOR ETMENİN PEŞİNDEYDİN diye…. Hesabımız zor hem de çooook zor!
Sadaka, sadaka, sadaka! Bol bol, çok çok, canımızı acıtasıya vermemiz lazım! Nefsimize ağır gelmesi lazım! Kendimizi zorlaya zorlaya vermemiz lazım. İçimizden bir sesin BU KADAR ÇOK VERME! diye çırpınması lazım! Belki ihtiyaçlarımızdan vazgeçercesine vermemiz lazım! …. Ki o zaman belki hesabımız az biraz kolaylaşır…
Bu hadiseden hepimiz tek tek sorumluyuz! Kimse kendini masum hissetmesin!
9 Mart 2012 Cuma
Ne Okuyorum?
Annemin tavsiyesi üzerine okumaya başladığım kitabın kapağı sanki 60-70 yıl öncesinden kalmış gibi. Kitabın arkasında 20.000 TL etiketini görünce " 20 tl olduğuna göre yeni baskı bir kitapmış yaw?" diye düşündüm. Tabi bir de bol sıfırlı mazi geldi aklıma :)
Bir otobiyografi, yaşanmış bir hayat öyküsü bizzat yaşayanın ağzından...Başta Osmanlı'ya tam bağlı bir çocuk olan Şevket Süreyya Aydemir, sonrasında tam Türk Milliyetçisi oluyor, TURAN ülküsü peşinde koşmaya başlıyor. Ben şimdi o kısımdayım. İleride Moskova'ya gidecek ve solcu olacakmış ama olsun n'palaım :). Bir devrin canlı şahidi olması açısından güzel ve akıcı bir kitap.
480 sayfa olan kitabın 120. sayfasındayım. Biraz kalınca bir kitap ama hızlı ilerliyor, tabi okuyunca :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





