23 Ekim 2012 Salı

Postcrossing Denen Şey...

İlk defa Anne cafe'nin blogunda haberdar oldum postcrossing'den. Tüm dünyadan hiç tanımadığın insanlara kartpostal yolluyorsun, hiç tanımadıkların da sana!
Çok hoşuma gitti bu organizasyon. Ama pek kolay olmadı katılmam...

İnternetten hemen üye olup adres aldım ama... Öncelikle yollayacak kartpostal bulmam gerekiyordu. Oturduğum mahalledeki tüm kırtasiyeri dolaştım "Abla artık kimse kart yollamıyor ki..." gibi tepkiler eşliğinde görüntü kalitesi aşırı düşük bir kart buldum, ayaküstü yazdım, yolladım. Bu serüvenimde 17 aylık oğlumda yanımdaydı, baya ter döktüm ilk kartımı yollayana kadar... ( buradaki TER DÖKMEK mecazi değil, gerçek anlamda kullanılmıştır.)

Bu minval üzere 8 kart yolladım, 3'ü yerine ulaştı, bana da 2 kart geldi.

Bana gelen iki adet kart:




Malezya'dan yollayan arkadaş bir de kendisi dergi sayfasından zarf yapmış. Gelen 2 kartta pul da var üstelik!



Ama NEREDEN KART BULACAĞIM düşünceleri beni derinden sarsmaya, gece uykularımı kaçırmaya başladı. Zira her gördüğüm kırtasiyeden kart sormaktan bitap düştüm. Bu gün işin kaynağına, Ankara'nın eski toprağına yani ULUS'a gitmeye karar verdim. Heykel'in parelelindeki avlulara bakan yıllar öncesinin kırtasiyelerine gittim. 1990'larda annemle buralara geldiğimizi hatırlıyorum... Çok şükür aradığımı buldum. Girdiğim 6-7 kırtasiyeden üçünde kart vardı! 10 kadar kart aldıktan sonra istikamet postanın merkezi ULUS PTT!

Aldığım kartlardan:


Ulus şubesi hafta sonları açık olmasıyla meşhurdur. Esas amacım PUL almaktı. Bir de internetten PTT'de de kart satıldığını okumuştum. Hemen kartları aradı gözüm. Ortada bir stand var üzerinde kartlar. Başladım incelemeye... Bir de ne göreyim ÜCRETSİZDİR yazıyor kartın arkasında. Sonra güvenlik görevlisine sordum. O da ücretsiz olduğunu, istediğim kadar alabileceğimiz söyledi. Bir an kendimi kaybetmişim 30 tane falan almışım :)). Ama daha çoook var merak etmeyin, hepsini almadım yani.

O PTT kartlarından bazıları:


Pul alamadım çünkü hafta sonları pul satılmıyormuş. Şu an 5 tane yolda kartım var. Sabırsızlıkla yerlerine ulaşmalarını bekliyorum :). Şimdilik hoşuma gitti bu iş. Ne kadar devam ederim bilmiyorum. Duruma göre bakacağız artık :)

29 Eylül 2012 Cumartesi

Ne Okuyorum?

Telefonla arayıp kitap satma modası var... Arifan yayınlarından aradılar. Daha önce de bu şekilde bir kitap almıştım onlardan. Ben de nasıl bir kitapmış diye merak edip sipariş verdim. Normalde aynı kitaptan altı tane gönderiyorlarmış, siz de tanıdıklarınıza hediye ediyormuşsunuz ama, ben BİR TANE ALAYIM dedim.

Kitabın adı: Peygamber Sevgisinin Alametleri;
Yazarı: Ahmet Mahmut Ünlü nam-ı diğer Cübbeli Hoca

Daha başındayım kitabın. Yorum yapmak için henüz erken ama...


Vaazlardan yazıya geçirilmiş. Onun için KONUŞUYORMUŞ havası var kitapta. Sanki vaazı dinliyor gibi hissediyor insan kendini. Tabi Hocanın esprili ifadeleri de kendini gösteriyor bu arada.

Yazıların puntosu büyük, dili de sade olunca çok kolay okunuyor kitap.

25 Eylül 2012 Salı

Ne Okuyorum? "Kayıkhane Durgunu"

Beni tanıyanlar iyi bilir yıllarımı ERHAN GÜLERYÜZ sevdası ile geçirdiğimi :)... Kendisini hale muhabbetle takip etmekteyim. Yıllar önce aldığım kitabı bu akşam geçti elime, hem hüzünlü, hem espirili, özgün şiirler... Hayatın ta kendisi var bu kitapta!

Erhan Güleryüz'ün ikinci şiir kitabı: Kayıkhane Durgunu



Kitabın kapağındaki masum ve şaşkın çocuk da mı kim? Elbette şair, bestekar, müzisyen, gitarist, sunucu Erhan GÜZERYÜZ :)


Kitaptan;

İSTER İNAN; İSTER İNANMA

İnanmayacaksın belki...
Çocukken çok üzüldüğüm vakitler
melekler görürdüm ben.
O yüzden korkmam ölümden.



AŞK ACISI

Kim derse "geçer" diye
Ona geçsin bu acı.

13 Eylül 2012 Perşembe

Gözün Aydın Türkiye!

Yeni eğitim öğretim süreci bol tartışmalı birazca karışık olarak başlamak üzere. 4+4+4'ten bahsediyorum. Hükümetin bu konuda bazı eksikleri olmakla beraber genel anlamda güzel şeyler oluyor.

Beni çoook sevindiren hadise ise "İmam-Hatip Ortaokul"larının açılması! Sevincimi anlatmaya kelimeler kifayetsiz kalır, o kadar yani!!!



Kendim de ortaokulu İmam-Hatip'te okuma bahtiyarlığını yaşamış biriyim. İstiyorum ki tüm çocuklarımız bu güzelliği tatsın! Orta 3'e kadar herşey mükemmel, dört dörtlük, süper ötesiydi. Sonrasıda ise 28 Şubat'ın kara bulutları çöktü üstümüze... ( daha önce yazmıştım bu konuda)

Öğretmen kadroları sürgünlere gönderildi, başörtüsü zulmü başladı, katsayı engeliyle İHL etkisiz hale getirildi... ( bu konuda da yazmıştım)

Ve ben tüm bunlara rağmen lisede de İHL'ye devam ettim.
Onun için lise yıllarımda çok da güzel anılarım yok. Sadece çok kuvvetli bağlarım olan arkadaşlarım var o yıllardan hatıra.

Yazılı savunmalar, kınama- uzaklaştırma cezaları, peruklar, alınmadığımız milli güvenlik dersleri... Hocalar tarafından sınıftan atılmalar, sürekli bir psikolojik baskı... İşte bu şartlarda hazırlandık biz ÖSS'ye... Hem de katsayı engeliyle beraber...

Bu günümüze şükür yine de . Çok şeyler öğrendik, erken olgunlaştık bu sayede...

İşte şimdi bu günleri gördüm ya! İHL ortaokullar açıldı ya, katsayı engeli kalktı ya... Çok şükür Rabbime! Kıymetini bilelim, bol bol şükredelin inşallah!

Haydi o zaman tempo tutuyoruz, Mehmet Emin Ay hocadan hepimize gelsin:

Milletimin hizmetinde yaya değil atlıyım
Farklıyım ben cahillerden hemde çift kanatlıyım
Ayıramam dünyayı ukbadan bir lahza ben
Bu birlik ruhu ile ben Rabbim'den beraatlıyım

Hamza gibi ,Ömer gibi, Ali gibi diriyim
Geliyorum sevinin ben ben imam-hatipliyim...

29 Temmuz 2012 Pazar

Ahh Ahh Off Off

Hay Allah'ım yaaa! Ben neler düşünüyorum Türkiye ne durumda.... Arada uçurum ötesi uçurum var.


Ben acaba ARAŞTIRMA GÖREVLİLERİ İÇİN BAŞÖRTÜSÜNÜN SERBEST OLDUĞU ÜNİVERSİTELER VAR MI? diye düşünüp Googleda arama yaparken karşıma

"EŞİ BAŞÖRTÜSÜ OLDUĞU İÇİN HAKETTEĞİ YERE GELEMEYEN ERKEK ARAŞTIRMA GÖREVİLİLERİ"nin haberleri çıkıyor...

Boşa ümit etmeyim öyleyse en az bi 5-10 sene... O zamana kadar da yaşlanırım zaten... Nasip!

25 Temmuz 2012 Çarşamba

Ne Okuyorum? BEN BİLÂL

Vakit sıkıntısından dolayı aklımdaki pek çok şeyi paylaşamıyorum. Ben de kısa da olsa yazayım dedim.

Sadece oğlumu uyuturken kitap okuma vaktim oluyor; Ya balkonda salıncakta sallarken, ya da bana yapışmış vaziyette dalmasını beklerken.

Şu an elimdeki kitap Hz. Bilal Habeşî'nin dilinden yazılmış bir roman: BEN BİLÂL, İnsan Yayınlarından.



Kitabın kapağı etkileyici, ismi de öyle... Farklı bir uslûbu var. Bildiğim şeyleri bile farklı bir şekilde yorumlamama neden oldu. yeni bakış açıları kazandırdı bana. Yarısına geldim. Tavsiye ederim.

Tek sorun ÇEVİRİ olmasından dolayı birazcık cümle bozuklukları. O da çevirinin olmazsa olmazı diyelim ve tekrar tavsiye edelim!

NOT: Kitabın yazarı şu meşhur ÇAĞRI filminin senaristi!

30 Haziran 2012 Cumartesi

Sokak Düğünleri


Upuzun bir aradan sonra buradayım!

Ramazan öncesi düğün sezonunun tam ortasındayız. Yarın iki düğüne birden katılacağım inşallah!

Bu yazının konusu SOKAK DÜĞÜNLERİ.

( Fotoğraf bugün tarafımdan çekildi)

Sokak düğünleri şehirde yaşayan ( hemi de böyyük şeherde) ama ısrarla ve ısrarla bu hayata adapte olmayan halkımızın bir etkinliğidir. Bildiğimiz KÖY DÜĞÜNÜnün şehre uyarlanmışıdır.

Ben köyde yapılanına katıldım cidden çok güzeldi. Ama şehirdeki için aynısını söyleyemeyeceğim. Çünkü, köydeki o düğün köy için önemli bir olay. Tüm köy nişandan da haberdar, düğün beklentisinde zaten. Bütün köylüler düğün evini tanıyor ve tüm köy düğüne davetli. Düğün köylünün hepsine ait yani! O yüzden herkes orada zaten!

Ama ya şehirdekiler? Düğün evini tanımam, etmem. Benim için bu sokak düğünlerinin anlamı; sadece yüksek ve rahatsız edici müzik sadece!

Hele önceleri Keçiören'de oturuyordum her hafta sonu 2-3 düğün kesin oluyordu. Malum kalabalık semt! Ben mecbur muyum her hafta kafamın şişmesine. Hatta çok yakında olunca düğün, evimizi terk ediyorduk tüm gün boyunca. 2-3 kez yaşadık bunu da!

Ama köy düğünü yılda en fazla 2-3 tane oluyor. Onda da zaten " oğlan bizim kız bizim" olduğundan o ses kimseyi rahatsız etmiyor.

Düğün salonlarının çok pahalı olduğu da bir gerçek! Halk mecburen de bu yola başvurabiliyor. Ama asla mantığını anlamadığım bir şey var. Tamam akşam oynuyonuz, eğleniyonuz anladık daaaaa öğlen 12'de niye başlıyor o adam hayatımda hiç duymadığım duymak da istemediğim arabeksimsi, ağıdımsı şarkıları söylemeye. Sadece kendi söylüyor, kendi dinliyor diyeceğim ama keşke öyle olsa tüm mahalle dinliyoz valla! Söylediği şarkıları da duysanız...Sanki cenaze evi... İnsan hayattan soğur, evlenmekden felan vazgeçer!

Sokak düğünlerinin OLMAZSA OLMAZları:

1- Düğün evine BAYRAK asmak.
2- Plastik sandalye kiralamak.
3- Kulakları sağır edecek kadar yüksek ses.
4- Koşuşturan ve mahallenin bakkalına dadanan çocuklar.


Sokak düğünlerine, düğün salonuna gidiyormuş edasıyla giyinip ( daha doğrusu SOYUNUP! ) gelen kızlarımızı anlamıyorum. Ortamda çok sırıtıyorlar. Abiye, dekolteli kıyafetler, yüksek topuklar falan. Cık cık cık olmuyor!

Ama şunu da belirtmeden geçemiyeceğim tüllerle süslenmiş sandalyeleri, kocaman yuvarlak masaları olan lüks düğün salonlarındaki düğünlere nazaran daha BİZDEN geliyor bu sokak düğünleri bana. Herkes kendi halinde, kimse kasmıyor kendini, çocuklar koşuyor, hatta bugün ki düğünde bir grup amca topluca yürüyordu nereye gidiyorlar ki derken ezan okundu. Amcamlar cemaat olmuş namaza gidiyorlar. Böyle doğal bir ortam işte.

Alt üstü SOKAK DÜĞÜNÜ amma konuştun be? demeyin. Daha çoook söyleyecek sözüm var! Kültürümüzde ve dinimizde yeri olmayan kadın erkek karışık oynamayı elbette tasvip etmiyorum. Geçen yıllarda eşimin köyünde katıldığımız düğünde yaşlı teyzeler " Bizim gençliğimizde kadınlarla erkeklerin arsına çarşaf gerilirdi. Birbirlerini görmezlerdi" diye dertli dertli anlatıyorlardı. İşte biz bunu kaybettik. Ortada kaldık gittik! Ne şehirli olabildik ne köylü... Ne dinimize sahip çıktık ne de hepten gavur olduk... İşte SOKAK DÜĞÜNLERİ bu arada kalmışlığın en güzel resmedildiği yerler.

Saat şu an 23: 25 ve evimiz hala müzik sesiyle inliyor! ( öğle 12 gibi başlamıştı. Buradan 12 saattir performans sergileyen ANGARALI ........'yı tebrik ediyorum)

BİR ANI: Bir gün bir baktım salon camımın önünde benim boyumda bir hopörlör duruyor! İlerleyen saatlerde gözlem yoluyla apartmanımızda bir kızın NİŞANI olduğunu öğrendim. Yanlış duymadınız NİŞAN! Salon camıma 15 cm uzaklıktaki dev hopörlör evimizi titretirken biz bu nişana DAVETLİ DEĞİLDİK! Yüzükler salon camımın önünde takıldı. Ben davetsiz olmama rağmen meraktan arada perdeyi aralayıp bakıyordum. Fotoğraflarda gelin damatla beraber yakalanma ihtimalim yüksek! İşte diyorum ya BİZ BURADA KAYBETTİK! Ne şehirli olabildik ne köylü... Ne Doğuluyuz ne Batılı...