5 Ocak 2013 Cumartesi

Bir kitap, Bir ülke


Hiç yazmamaktansa az da olsa yazmak en iyisi. Yoksa bu blog kapanır gider...

Okudum kitap Pınar yayınlarından Mazlum-Der ve İHH gibi kuruluşlarla tabir-i caizse dünya turuna çıkan evli barklı, çoluk çocuklu bir hanımın( Demet Tezcan) gezi notları : Yola Düşünce


Uzun ve devrik cümleleri bazen ikinci kez okumak zorunda kalsam da güzel bir kitap. Birinci ağızdan oraları dinlemek... İçimde hep bir uhtedir böyle aktivist olup diyar diyar gezmek! Belki de o yüzden beğendim bu kitabı.

İçinde pek çok ülke ve şehir hikayesi barındıran kitapta şimdilik en çok etkilendiğim CİBUTİ adlı ülke.

Adını ilk defa duyduğum bu ülke Afrika'da, güya bağımsız yani tam bir Fransız sömürgesi. Ayrıca 11 Eylül sonrası ABD en büyük askeri üslerinden birini oraya kurmuş. Halk ise yoksulun en yoksulu.......

CİBUTİ halkı ise çaresizce kabullenmiş durumu, hiç bir eleştiri faaliyeti yokmuş... Ne acı! Çokça düşünülmesi ve çalışılması gereken bir konu, bütün Müslümanlar için!

2 Aralık 2012 Pazar

Postcrossing'e Devam!

Postcrossing'e son hız devam ediyorum. 14 kart yolladım, 11 tane aldım, 5 tane de yolda!

Rusya'da küçük bir bebekleri olan çifte yolladığım kart, 28 günde, 1,974 km yol katederek yerine ulaşmış!



Bu kartı ilginç kılan aslen kendisi Rus olmakla beraber profilinde TÜRKÇE bildiğini yazan babaydı. Ben de kart Türkçe yolladım, değişiklik olsun diye.

Kart ellerine geçince bana yolladıkları mesaj da şöyle:
"Iyi gunler!Postkarda cok teshekkur ediyorum!Gec en bayraminizle kutluyorum! Rusyada da bu bayrami kutluyorlar! Shekerler ichin de chok teshekkur ediyorum!"




Ben bu kart işini seviyorum ya! Hatta ilginci almaktan ziyaze yazmayı seviyorum. Renkli kalemlerim, kalpli sitikırlarımla :))

Bu günlerde Filistin ağırlıklı kart gönderiyor veya yazılarımda bu işgale değiniyorum! Sosyal sorumluluklarımı da unutmuyorum yani!

22 Kasım 2012 Perşembe

Ne Okudum?

Uzun zamandır yazamayalı okuduklarım da birikti tabi.

Adını yıllardır övgüyle duyduğum, şeytanın bacağını kırıp da okuyamadığım insanlardandı MUSTAFA KUTLU: Şu an sinemada oynayan, benim de izlemek istediğim, UZUN YOL onun bir kitabından uyarlama bu arada.

ARKAKAPAK YAZILARI- MUSTAFA KUTLU


Kapaktaki fotoğraf tarzından, siyah beyaz bir fotoğraf var her hikayeyle beraber. Kah hikayeyi okuyorsunuz, kah fotoya bakıp dalıyorsunuz... Güzel bir tasarım olmuş.

Hikayeler hayatın ta kendisi, insanda güzel duygular uyandıran cinsten. Şiddetle Tavsiye Ederim!

Hep güzel kitaplar okuyamıyoruz tabii. Aslında ben kitap okumada çok seçiciyim. Rastgele herşeyi okumam. Evvela bana bir şeyler katması lazım, maddî ve manevî. Tutup gerilim, fantastik vb. gibi insana zaman kaybından başka hiç
birşey kazandırmayan kitaplarla işim olmaz mesela... Zamanın gerçekten çok değerli!

İşte şimdiki kitap da TAVSİYE ETMEYECEĞİM cinsten. Kitabın sunum yazısın okuyunca bana bir şey katar sanmıştım. Meşhur bir İran yazarı olduğunu okuyunca, Fars edebiyatı hakkında bir şeyler öğretir diye düşünmüştüm. Yani yine iyi niyetle çıkmıştım yola. Yayınevi kaliteli kitaplar basan bir yer (YKY). Çevirmenin adını da bilmeyen yoktur; Behçet Necatigil. İşte bu referanslarla okumaya başladım.

Zaten başlarda ne oluyor pek bir anlam veremedim. Hatta sonuna kadar veremedim :). Zaten o yüzden okudum sonuna kadar, belki anlarım diye :)). Ben İran edebiyatını tanımak adına yola çıktım, yazarın adı SADIK HİDAYET, ama karşıma Allah tanımaz, uyuşturucu ve şarap düşkünü bir yazar çıktı! Hayal kırıklığı oldu benim için.

KÖR BAYKUŞ- SADIK HİDAYET



Pek de anlaşılacak bir şey yok. Zaten kitabın tarzı bu. Ama şunu itiraf etmeliyim ki anlatımı çok iyi insanı sürüklüyor ve merak ettirip okutuyor. Tavsiye etmiyorum niye mi? Saçma sapan örnekler, ilişkiler... Boşa kafamı gereksiz şeylerle doldurdu.

Ama benim kazanımım şu oldu:
Allah'a, dine hayatında yer veremeyen bir insanın ne kadar ruhsal çöküntüye uğradığını, ne denli büyük acılar çekebildiğini, beyninde nasıl fırtınalar koptuğunu gördüm.

23 Ekim 2012 Salı

Postcrossing Denen Şey...

İlk defa Anne cafe'nin blogunda haberdar oldum postcrossing'den. Tüm dünyadan hiç tanımadığın insanlara kartpostal yolluyorsun, hiç tanımadıkların da sana!
Çok hoşuma gitti bu organizasyon. Ama pek kolay olmadı katılmam...

İnternetten hemen üye olup adres aldım ama... Öncelikle yollayacak kartpostal bulmam gerekiyordu. Oturduğum mahalledeki tüm kırtasiyeri dolaştım "Abla artık kimse kart yollamıyor ki..." gibi tepkiler eşliğinde görüntü kalitesi aşırı düşük bir kart buldum, ayaküstü yazdım, yolladım. Bu serüvenimde 17 aylık oğlumda yanımdaydı, baya ter döktüm ilk kartımı yollayana kadar... ( buradaki TER DÖKMEK mecazi değil, gerçek anlamda kullanılmıştır.)

Bu minval üzere 8 kart yolladım, 3'ü yerine ulaştı, bana da 2 kart geldi.

Bana gelen iki adet kart:




Malezya'dan yollayan arkadaş bir de kendisi dergi sayfasından zarf yapmış. Gelen 2 kartta pul da var üstelik!



Ama NEREDEN KART BULACAĞIM düşünceleri beni derinden sarsmaya, gece uykularımı kaçırmaya başladı. Zira her gördüğüm kırtasiyeden kart sormaktan bitap düştüm. Bu gün işin kaynağına, Ankara'nın eski toprağına yani ULUS'a gitmeye karar verdim. Heykel'in parelelindeki avlulara bakan yıllar öncesinin kırtasiyelerine gittim. 1990'larda annemle buralara geldiğimizi hatırlıyorum... Çok şükür aradığımı buldum. Girdiğim 6-7 kırtasiyeden üçünde kart vardı! 10 kadar kart aldıktan sonra istikamet postanın merkezi ULUS PTT!

Aldığım kartlardan:


Ulus şubesi hafta sonları açık olmasıyla meşhurdur. Esas amacım PUL almaktı. Bir de internetten PTT'de de kart satıldığını okumuştum. Hemen kartları aradı gözüm. Ortada bir stand var üzerinde kartlar. Başladım incelemeye... Bir de ne göreyim ÜCRETSİZDİR yazıyor kartın arkasında. Sonra güvenlik görevlisine sordum. O da ücretsiz olduğunu, istediğim kadar alabileceğimiz söyledi. Bir an kendimi kaybetmişim 30 tane falan almışım :)). Ama daha çoook var merak etmeyin, hepsini almadım yani.

O PTT kartlarından bazıları:


Pul alamadım çünkü hafta sonları pul satılmıyormuş. Şu an 5 tane yolda kartım var. Sabırsızlıkla yerlerine ulaşmalarını bekliyorum :). Şimdilik hoşuma gitti bu iş. Ne kadar devam ederim bilmiyorum. Duruma göre bakacağız artık :)

29 Eylül 2012 Cumartesi

Ne Okuyorum?

Telefonla arayıp kitap satma modası var... Arifan yayınlarından aradılar. Daha önce de bu şekilde bir kitap almıştım onlardan. Ben de nasıl bir kitapmış diye merak edip sipariş verdim. Normalde aynı kitaptan altı tane gönderiyorlarmış, siz de tanıdıklarınıza hediye ediyormuşsunuz ama, ben BİR TANE ALAYIM dedim.

Kitabın adı: Peygamber Sevgisinin Alametleri;
Yazarı: Ahmet Mahmut Ünlü nam-ı diğer Cübbeli Hoca

Daha başındayım kitabın. Yorum yapmak için henüz erken ama...


Vaazlardan yazıya geçirilmiş. Onun için KONUŞUYORMUŞ havası var kitapta. Sanki vaazı dinliyor gibi hissediyor insan kendini. Tabi Hocanın esprili ifadeleri de kendini gösteriyor bu arada.

Yazıların puntosu büyük, dili de sade olunca çok kolay okunuyor kitap.

25 Eylül 2012 Salı

Ne Okuyorum? "Kayıkhane Durgunu"

Beni tanıyanlar iyi bilir yıllarımı ERHAN GÜLERYÜZ sevdası ile geçirdiğimi :)... Kendisini hale muhabbetle takip etmekteyim. Yıllar önce aldığım kitabı bu akşam geçti elime, hem hüzünlü, hem espirili, özgün şiirler... Hayatın ta kendisi var bu kitapta!

Erhan Güleryüz'ün ikinci şiir kitabı: Kayıkhane Durgunu



Kitabın kapağındaki masum ve şaşkın çocuk da mı kim? Elbette şair, bestekar, müzisyen, gitarist, sunucu Erhan GÜZERYÜZ :)


Kitaptan;

İSTER İNAN; İSTER İNANMA

İnanmayacaksın belki...
Çocukken çok üzüldüğüm vakitler
melekler görürdüm ben.
O yüzden korkmam ölümden.



AŞK ACISI

Kim derse "geçer" diye
Ona geçsin bu acı.

13 Eylül 2012 Perşembe

Gözün Aydın Türkiye!

Yeni eğitim öğretim süreci bol tartışmalı birazca karışık olarak başlamak üzere. 4+4+4'ten bahsediyorum. Hükümetin bu konuda bazı eksikleri olmakla beraber genel anlamda güzel şeyler oluyor.

Beni çoook sevindiren hadise ise "İmam-Hatip Ortaokul"larının açılması! Sevincimi anlatmaya kelimeler kifayetsiz kalır, o kadar yani!!!



Kendim de ortaokulu İmam-Hatip'te okuma bahtiyarlığını yaşamış biriyim. İstiyorum ki tüm çocuklarımız bu güzelliği tatsın! Orta 3'e kadar herşey mükemmel, dört dörtlük, süper ötesiydi. Sonrasıda ise 28 Şubat'ın kara bulutları çöktü üstümüze... ( daha önce yazmıştım bu konuda)

Öğretmen kadroları sürgünlere gönderildi, başörtüsü zulmü başladı, katsayı engeliyle İHL etkisiz hale getirildi... ( bu konuda da yazmıştım)

Ve ben tüm bunlara rağmen lisede de İHL'ye devam ettim.
Onun için lise yıllarımda çok da güzel anılarım yok. Sadece çok kuvvetli bağlarım olan arkadaşlarım var o yıllardan hatıra.

Yazılı savunmalar, kınama- uzaklaştırma cezaları, peruklar, alınmadığımız milli güvenlik dersleri... Hocalar tarafından sınıftan atılmalar, sürekli bir psikolojik baskı... İşte bu şartlarda hazırlandık biz ÖSS'ye... Hem de katsayı engeliyle beraber...

Bu günümüze şükür yine de . Çok şeyler öğrendik, erken olgunlaştık bu sayede...

İşte şimdi bu günleri gördüm ya! İHL ortaokullar açıldı ya, katsayı engeli kalktı ya... Çok şükür Rabbime! Kıymetini bilelim, bol bol şükredelin inşallah!

Haydi o zaman tempo tutuyoruz, Mehmet Emin Ay hocadan hepimize gelsin:

Milletimin hizmetinde yaya değil atlıyım
Farklıyım ben cahillerden hemde çift kanatlıyım
Ayıramam dünyayı ukbadan bir lahza ben
Bu birlik ruhu ile ben Rabbim'den beraatlıyım

Hamza gibi ,Ömer gibi, Ali gibi diriyim
Geliyorum sevinin ben ben imam-hatipliyim...